
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan yumruklu kavga, iç siyasetin sıradan bir gerilim başlığı olarak kalmadı. O görüntüler saatler içinde Washington’a, New York’a ve Amerikan haber merkezlerine ve dünya gündemine bomba gibi düştü. Mesele artık sadece Ankara’daki bir oturum tartışması değildi.
Fox News manşeti netti: “Parlamentoda Yumruklaşma.”
Associated Press daha kurumsal bir dil kullandı ama verdiği mesaj değişmedi: Türkiye’de siyasi tansiyon fiziksel çatışmaya dönüştü.
Peki mesele gerçekten sadece bir “yumruklaşma” mı?
Atama Sistemi Krizine Dönüştü
Olayın merkezinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabine değişikliği kapsamında Adalet Bakanlığı görevine atadığı Akın Gürlek var. Muhalefet, Gürlek’in geçmişte yürüttüğü davaları “siyasi” olarak nitelendiriyor. İktidar ise atamanın anayasal yetki çerçevesinde yapıldığını savunuyor.
Amerikan medyası ise teknik hukuki ayrıntılardan çok şu çerçeveye odaklandı:
İktidar ve muhalefet arasındaki sertleşen siyasal iklim.
Meclis’teki arbede; yargı bağımsızlığı, kutuplaşma ve demokratik kurumların işleyişi başlıkları altında servis edildi. İçeride yaşanan bir kriz, dışarıda “demokrasi gerilimi” olarak okundu.
Ama Asıl Mesele Şu…
Sorun sadece atılan yumruk değil.
Sorun, o görüntülerin normalleşmesi.
Ne mutlu (!) sizlere…
Dünyaya ne güzel görüntüler yaşattınız.
Yazıklar olsun
Hangi parti olursa olsun, yazıklar olsun.
AK Partili milletvekillerinin kavgaya tutuşması ne kadar yanlış bir görüntüyse, CHP’nin atanan iki bakanın yeminini engellemeye kalkması da o kadar yanlış bir tavırdır. Kimin başlattığının, kimin önce ittiğinin, kimin daha sert vurduğunun hiçbir önemi yok.
Şiddetin kazananı olmaz.
Meclis’te hiç olmaz.
Milletin iradesinin temsil edildiği yerde kürsü işgali de kabul edilemez, yumruk da. Devlet ciddiyeti bağırarak, iterek, engelleyerek gösterilmez.
Dokunulmazlık Ne İçin?
Milletvekili dokunulmazlığı; Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ve görev süresi boyunca milletvekilinin yasama faaliyetleri nedeniyle cezai takibata uğramamasını sağlayan hukuki bir güvencedir.
Bu koruma, milletin söz hakkını savunmak içindir.
Fiziksel çatışma üretmek için değil.
Dokunulmazlık, sorumsuzluk zırhı değildir.
Aksine daha fazla sorumluluk yükler.
Meydanlara Çıkınca Ne Diyeceksiniz?
Yarın meydanlara çıktığınızda seçmeninize ne anlatacaksınız?
“Demokrasiyi savunduk” mu diyeceksiniz?
“Devlet ciddiyetini koruduk” mu?
Seçmen, Meclis’i kavga alanına dönüşsün diye oy vermedi.
Millet, temsilcilerini yumruk atsın diye göndermedi.
Siyaset sert olabilir.
Tartışma olur, gerilim olur.
Ama Meclis’te yumruk varsa, orada siyaset değil kontrol kaybı vardır.
Ve kontrolünü kaybeden sadece taraflar değildir.
Kaybeden, Türkiye’nin itibarıdır.
Yumruklar birkaç dakika sürdü.
Ama o görüntüler uluslararası hafızada çok daha uzun kalacak.
Belki artık soruyu tersinden sormanın zamanı gelmiştir:
Türkiye’nin asıl ihtiyacı daha yüksek ses mi, yoksa daha yüksek sorumluluk mu?
CHP “Yemin Ettirmem” Dedi: Dünya Rezilliğimizi İzledi
CNN International gelişmeyi dakikalarca ekranlarına taşıdı. Reuters, Associated Press (AP) ve Fox News gibi uluslararası haber ajansları da haberi abonelerine servis etti.
Ancak dikkat çeken nokta şuydu:
Haberlerin büyük bölümünde ne AK Parti lehine ne de CHP lehine olumlu bir çerçeve vardı. Aksine eleştirel ve sorgulayıcı bir dil hâkimdi.
Yaşanan rezaleti dünya izledi.
Peki kim kime “aferin” dedi?
Bu kadar tartışma, bu kadar kriz, bu kadar itibar kaybı yaşandı. Kamuoyu önünde sert açıklamalar, yüksek perdeden restleşmeler…
Ama perde arkasında ne oldu?
CHP’nin bazı önemli isimleri neden kapalı kapılar ardında Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi ile bir araya geldi? Kamuoyu önünde kavga, başka bir odada sessizce tebrik… Bu çelişkiyi kim açıklayacak?
Siyaset meydanında sert sözler, özel görüşmelerde sıcak tokalaşmalar…
Hangi tavır gerçek?
Bravo size…
Dünya da izledi, notunu verdi.
Osman Gökçek Nasıl Böyle Yaparsınız Dedi: Dünyaya Rezilliğimizi İzledi
Meclis’te yaşananlara ilişkin Osman Gökçek’in ekranlardaki çıkışı, bazı çevrelerce AK Parti’nin tezlerini güçlü biçimde savunma hamlesi olarak yorumlandı.
Ancak bana göre, haklı olabileceği bir zeminde yaptığı açıklamalar ve tercih ettiği üslup nedeniyle kendisini zor bir pozisyona sürükledi. Kamuoyunda olduğu kadar parti içinde de eleştiriler aldığı görülüyor.
Siyasette savunmak ayrı, dozunu kaçırmak ayrıdır.
Haklı olmak her zaman doğru yöntemle konuşmak anlamına gelmez.
Sonuçta tablo değişmiyor:
Meclis’te atılan yumruklar sadece taraflara değil, Türkiye’nin uluslararası imajına ağır bir darbe vurdu.

YORUMLAR