Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan ÇELİK
Hasan ÇELİK

Yapılan Birkaç Güzel İş, Büyük Sorunların Üstünü Örtemez

New York’ta Tartışmalar Büyüyor:
Skandallar Yaşanıyor, Toplum Oyalanıyor, Yetkililer Sessiz Kalıyor

Sevgili gönül dostlarım,

Bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda uzun süre yine düşündüm. “Boş ver Hasan, uğraşma” dedim kendi kendime. Ancak gördüğüm tablo karşısında susmanın da doğru olmadığına karar verdim. Çünkü Türk-Amerikan toplumu bugün ciddi bir kırılma döneminden geçiyor. Birlik ve beraberlik duygusunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Öncelikle hakkı teslim etmek gerekir. Son dönemde düzenlenen sosyal ve kültürel etkinlikler, toplumumuzun bu tür organizasyonlara ne kadar özlem duyduğunu bir kez daha gösterdi. İnsanlarımız bir araya gelmek, kültürünü yaşatmak ve sosyalleşmek istiyor. Bu nedenle South Jersey’de Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC) tarafından düzenlenen Türk Günü Festivali’ne emek veren herkese teşekkür etmek gerekir.

Festivalin yoğun katılımla gerçekleşmesi, Türk-Amerikan toplumunun hâlâ güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymuştur.

Ancak mesele sadece kalabalık toplamak değildir.

Toplumu bir araya getiren organizasyonların arkasındaki kurumların da aynı ölçüde şeffaf, hesap verebilir ve kapsayıcı olması gerekir.

İki ayrı Türk festivalinin aynı güne denk getirilmesini hangi akıl planladı 

Geçtiğimiz hafta sonu South Jersey’de düzenlenen iki ayrı Türk festivalinin aynı güne denk getirilmesini hangi akıl planladı, doğrusu anlamak mümkün değil. Üstelik iki festival alanı arasında sadece 10-15 dakikalık bir mesafe var.

Zaten sayıları sınırlı olan Türk-Amerikan toplumunu bir araya getirmek yerine ikiye bölmenin kime ne faydası oldu? Birlik ve beraberlikten söz edilirken, toplumun katılımını ve enerjisini böylesine bölmek nasıl bir anlayışın ürünüdür?

Toplumdan koptuğunuzda, insanların sesine kulak vermediğinizde ve ortak aklı devre dışı bıraktığınızda ortaya böyle sonuçlar çıkar. Alanı başkalarına bırakırsanız, toplum adına karar verme yetkisini birkaç kişinin inisiyatifine teslim ederseniz, günün sonunda ortaya çıkan tablo kimseyi memnun etmez.

Türk-Amerikan toplumunun ihtiyacı rekabet eden organizasyonlar değil, güçlerini birleştiren ve insanları aynı çatı altında buluşturan etkinliklerdir. Ne yazık ki bazı yöneticiler hâlâ bunun farkına varabilmiş değil.

Dernekler Neden Güç Kaybetti?

Son beş-altı yıldır Türk toplumunun en büyük sorunlarından biri sivil toplum kuruluşlarının etkisini kaybetmesi oldu.

Bir dönem toplumun omurgasını oluşturan derneklerin önemli bir kısmı ya faaliyetlerini durdurdu ya da etkisiz hale geldi. Bazıları sadece tabela derneği olarak kaldı. Toplumun ihtiyaçlarına cevap veremeyen yapıların bıraktığı boşluk ise farklı çevreler tarafından doldurulmaya başlandı.

Bugün geldiğimiz noktada aynı bölgede, aynı topluma hitap eden, birbirinden habersiz veya koordinasyonsuz şekilde düzenlenen etkinlikler görüyoruz. Bu durum güç birliği yerine güç kaybına neden oluyor.

Ancak bir noktaya da dikkat çekmek isterim. TASC yöneticilerine yapılan güzel işleri eleştirmek için değil, eksik kalan bir vefayı hatırlatmak için sesleniyorum. Bu festivale toplumumuzu davet eden, insanları New Jersey’e taşıyan camilerimize ve derneklerimize de bir teşekkür plaketi verilseydi, takdir sadece birileri ile sınırlı kalmasaydı, çok daha anlamlı ve erdemli bir davranış olurdu.

Toplumun ortak değerleri etrafında birleşmesi gereken bir festivalde AK Parti bayrakları tartışma yarattı

Türk-Amerikan Yönlendirme Komitesi (TASC) tarafından South Jersey’de düzenlenen Türk Günü Festivali, Türk-Amerikan toplumunun yoğun katılımıyla büyük bir coşku ve birlik atmosferi içinde gerçekleştirildi.

Ancak festival alanında Türk bayraklarının yanında AK Parti bayraklarının da yoğun şekilde taşınması ve sallandırılması, toplumun farklı kesimlerinde ciddi rahatsızlık yarattı. Bu tepkilerin haklı olup olmadığı sorulursa, bana göre evet; hem de yerden göğe kadar haklıdırlar.

Asla siyasi parti bayrakları festival alanına sokulmamalıydı. AK Parti’nin bayraklarının sallanacağı yerler, Türk-Amerikan toplumunun tamamını kucaklaması gereken kültürel etkinlikler değildir. Bu tür organizasyonlar herhangi bir siyasi partinin değil, toplumun ortak değerlerinin temsil edildiği alanlar olmalıdır.

Kuruluşundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı ve İletişim Başkanlığı tarafından desteklenen TASC’ın düzenlediği etkinliklerde Türkiye’ye gösterişli fotoğraf kareleri gönderilmek istenebilir. Ancak toplumun ortak değerleri etrafında birleşmesi gereken bir festivalin, herhangi bir siyasi partinin gövde gösterisine dönüşmesi kabul edilebilir değildir.

Ben hiçbir siyasi partinin bayrağına karşı değilim. Demokratik toplumlarda herkesin siyasi görüşü olabilir ve bunu özgürce ifade edebilir. Ancak Türk-Amerikan toplumunun tamamına hitap ettiği söylenen bir festivalde, herkes siyasi görüşüne göre bayraklarla alana gelmeye başlarsa bunun adı artık kültür festivali değil, siyasi miting olur.

Türk toplumunun davet edildiği, camilerimizin ve derneklerimizin de katkılarıyla katılımın sağlandığı bir etkinliğin daha sonra AK Parti mitingini andıran görüntülere sahne olması, doğal olarak birçok çevrenin tepkisini çekmiştir. Bu tepkileri son derece haklı buluyorum.

Yıllardır zaten farklı görüşler nedeniyle parçalanan Türk-Amerikan toplumunun daha fazla ayrıştırılmaya değil, ortak paydalarda buluşmaya ihtiyacı vardır. Toplumu bir araya getirmesi gereken kuruluşların, istemeden de olsa ayrışmayı derinleştiren görüntülere zemin hazırlaması üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorundur.

Sayın New York Başkonsolosu’nun da bu partizan görüntülere alet edildiğini düşünüyorum. Kendisi davet edildiği bir festivale katılmıştır. Ancak etkinliğin bu ölçüde siyasi tartışmaların odağı haline geleceğini öngörmüş olduğunu sanmıyorum. Konuyla ilgili gerekli değerlendirme ve açıklamaları kendilerinin  yapacaklarına inanıyorum.

Türk-Amerikan toplumunun ihtiyacı olan şey, herhangi bir siyasi partinin gölgesinde düzenlenen etkinlikler değil; herkesi kucaklayan, ayrıştırmayan ve ortak kimliğimizi öne çıkaran organizasyonlardır.

Wall Street’teki Bayrak Olayı Neden Ciddiye Alınmadı?

New York’ta Wall Street Bowling Green Park’ta düzenlenen bayrak çekme töreni sonrasında yaşananlar ise üzerinde durulması gereken ayrı bir konudur.

Türk bayrağını bir gurur ve onurla gönlere çekilmesinden kısa bir süre sonra polis eşliğinde indirilmesi toplumda ciddi rahatsızlık oluşturmuştur. Olayın teknik gerekçeleri ne olursa olsun, organizasyon süreçlerinde yapılan hatalar nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ay yıldızlı bayrağının böylesine tartışmalı bir durumun içine düşmesi kabul edilemez.

Daha da önemlisi, yaşananların ardından kamuoyuna doyurucu bir açıklama yapılmamış olmasıdır.

Sessizlik, sorunları ortadan kaldırmaz.

Aksine, soru işaretlerini büyütür. Bu konuda New York Başkonsolosluğu gerekeni yapacağına inanıyoruz.

Hesap Verebilirlik Nerede?

Türk-Amerikan toplumunun yıllardır cevap beklediği temel soru şudur:

Toplum adına faaliyet gösteren kuruluşlar mali açıdan ne kadar şeffaftır?

Çatı oluşturan dernekler toplanan bağışlar, sponsorluk gelirleri ve organizasyon bütçeleri konusunda kamuoyuna düzenli ve ayrıntılı bilgi verilmekte midir?

Birçok vatandaşımız, yöneticilerin toplum adına hareket ederken toplumun kendisine yeterince hesap vermediğini düşünüyor.

Oysa güçlü kurumların temelinde güven vardır.

Güvenin temelinde ise şeffaflık bulunur.

Yıllık faaliyet raporları, bağımsız denetimler, açık mali tablolar ve düzenli bilgilendirme toplantıları artık bir tercih değil zorunluluktur. Özellikle TADF gibi derneklerde hesap vermek bir elzem haline gelmiştir.

New York Türk Günü Yürüyüşünde organize bozukluğu

En güzel yapmamız ve okumamız gereken İstiklal Marşı’nı dahi doğru şekilde söyleyemeyen bir organizasyon anlayışıyla karşı karşıya kaldık. Mehter takımını kavurucu sıcağın altında yaklaşık 40 dakika bekletmek, emeğe ve kültürel değerlere saygısızlıktır. Fiyasko olarak nitelendirildi.

Daha da önemlisi, organizasyonun mali boyutuna ilişkin hiçbir şeffaflık bulunmuyor. Kimden ne kadar para alındığı, hangi kalemlere ne kadar ödeme yapıldığı konusunda toplumun bilgilendirilmemesi ciddi soru işaretleri doğuruyor.

New York’ta yürüyüş sırasında kimin hangi sokaktan çıktığı belli değildi. Güzergâh yönetimi yetersizdi, güvenlik önlemleri ise oldukça zayıftı. Böylesine önemli bir etkinlikte düzen, koordinasyon ve güvenlik ön planda olması gerekirken, maalesef tam tersi bir tablo ortaya çıktı.

Bu nedenle yaşananları bir Türk Günü yürüyüşü olarak değil, organizasyon eksiklikleriyle gölgelenmiş büyük bir hayal kırıklığı olarak değerlendirmek gerekiyor. Eleştirilerimiz yapılan güzel işleri yok saymak için değil, gelecekte daha iyi organizasyonların yapılabilmesi içindir.

Türk Günü Yürüyüşü kapsamında gerçekleştirilen yemek organizasyonu ve hizmet alımlarıyla ilgili kamuoyunda dile getirilen iddialara da açık ve net bir şekilde yanıt verilmelidir. Özellikle yemek ihalesinin hangi şirketlere, hangi kriterlerle ve hangi bedeller karşılığında verildiği konusunda toplumun bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Toplum içerisinde, organizasyon kapsamında görev alan bazı şirketler ve yapılan ödemeler hakkında çeşitli iddialar konuşulmaktadır. Ayrıca belirli tutarlarda ödeme alındığı yönündeki açıklamalar ve bu konuların kapatıldığına dair kulislerde dolaşan söylemler de soru işaretlerini artırmaktadır.

Bu noktada yapılması gereken şey tartışmaları büyütmek değil, tüm süreci şeffaf bir şekilde ortaya koymaktır. Eğer ortada herhangi bir yanlışlık yoksa, kamuoyuna yapılacak ayrıntılı bir açıklama hem kurumları rahatlatacak hem de toplumdaki güven duygusunu güçlendirecektir.

Türk-Amerikan toplumunun beklentisi dedikodu değil, açıklıktır. İddiaların gölgesinde kalmak yerine, belgelerle ve net bilgilerle kamuoyunu aydınlatmak en doğru yol olacaktır.

Toplum içinde uzun süredir konuşulan bazı iddialar, tartışmalar ve soru işaretleri giderek artıyor. Dernek yönetimlerine ilişkin çeşitli eleştiriler, şeffaflık eksikliği, liyakat tartışmaları ve kamuoyunda dile getirilen farklı bağlantı iddiaları önümüzdeki günlerde daha fazla gündeme gelebilir. Bu nedenle tüm iddiaların tarafsız ve objektif şekilde incelenmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle New York ve Washington’daki ilgili yetkililere sesleniyorum: Toplum adına faaliyet gösteren derneklerin çalışmalarının, mali yapılarının, topluma sağladıkları katkıların ve yönetsel süreçlerinin gerekli denetim mekanizmaları çerçevesinde incelenmesi, hem kurumların güvenilirliği hem de toplumun geleceği açısından faydalı olacaktır.

Yıllardır aynı sorunları konuşuyor, aynı eksiklikleri görüyor ve aynı hayal kırıklıklarını yaşıyoruz. Liyakat yerine kişisel hesapların, toplumsal hizmet yerine dar çevrelerin ön plana çıktığı bir yapı sürdürülebilir değildir.

Bugün ortaya çıkan boşlukların ve yönetim zafiyetlerinin yarın çok daha büyük sorunlara yol açmasından endişe duyuyorum. Türk toplumunu temsil ettiğini söyleyen kurumların daha şeffaf, daha kapsayıcı ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması şarttır.

Amacımız ayrıştırmak değil, birleştirmektir. Amacımız kurumları yıpratmak değil, daha güçlü hale getirmektir. Türk-Amerikan toplumunun geleceği; liyakatli kadroların, şeffaf yönetim anlayışının ve ortak aklın hâkim olduğu bir yapıyla güvence altına alınabilir.

Türk-Amerikan toplumunda son yıllarda en çok tartışılan konuların başında şeffaflık ve hesap verebilirlik geliyor. Özellikle TADF yönetimine yönelik olarak, mali konularda yeterli bilgilendirme yapılmadığı, kongrelerde ve toplum nezdinde gelir-gider kalemlerinin açık şekilde paylaşılmadığı yönünde ciddi eleştiriler dile getiriliyor.

Öte yandan sosyal medyada etkinliğe ilişkin katılım rakamlarıyla ilgili yapılan paylaşımlar da tartışma konusu oldu. Katılımcı sayısına ilişkin açıklamalar ile sahada gözlemlenen tablo arasında fark olduğunu 10 binler değil sadece bin kişi olduğunu gören çok sayıda kişi bulunuyor. 

Türk Günü Yürüyüşü Tartışmaları

Bu yıl gerçekleştirilen Türk Günü Yürüyüşü sonrasında da çeşitli eleştiriler gündeme geldi.

Katılım sayılarından organizasyon kalitesine, güvenlik önlemlerinden lojistik eksikliklere kadar birçok konuda toplum içerisinde yoğun tartışmalar yaşanmaya devam ediyor.

İnsanlar şu sorulara cevap arıyor:

  • Organizasyon süreçleri nasıl yönetildi?
  • Harcamalar hangi kriterlere göre yapıldı?
  • İhaleler veya hizmet alımları nasıl gerçekleştirildi?
  • Sponsorluk gelirleri nerelerde kullanıldı?
  • Katılım rakamları neden farklı şekillerde açıklanıyor?

Bu soruların cevaplandırılması kurumlardan bir lütuf değil, toplumun doğal hakkıdır. İletişim Başkanlığının New York Türk Günü yürüyüşüne maddi olarak katkısı kaç para olmuştur? 

İddialar Araştırılmalıdır

Son dönemde bazı kurumlar hakkında kamuoyunda çeşitli iddialar dolaşmaktadır.

Farklı çevrelerle ilişkiler, mali süreçler ve yönetim uygulamaları konusunda ortaya atılan iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı ancak şeffaf incelemelerle ortaya çıkarılabilir.

Burada önemli olan herhangi bir kişiyi ya da kurumu peşinen suçlamak değil, tüm iddiaların açık ve net biçimde araştırılmasını sağlamaktır.

Temiz olanın korkacağı bir şey yoktur.

Şeffaflık hem kurumları hem de toplumu korur.

Sürekli eleştirmek kolaydır.

Asıl önemli olan çözüm üretebilmektir.

Türk-Amerikan toplumunun bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni bir kavga değil, yeni bir vizyondur.

Bunun için:

  • Tüm büyük dernekler ortak bir platformda buluşmalıdır.
  • Bağımsız denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
  • Mali raporlar düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
  • Gençlere ve kadınlara yönetimlerde daha fazla yer verilmelidir.
  • Kişilere bağlı yapı anlayışı terk edilmelidir.
  • Toplumun tamamını temsil eden yeni bir istişare konseyi kurulmalıdır.
  • Türkiye’nin New York ve Washington’daki resmi temsilcilikleri sivil toplumun daha sağlıklı işlemesi için rehberlik rolü üstlenmelidir.

Benim derdim kişilerle değil.

Benim derdim Türk-Amerikan toplumunun geleceğidir.

Bugün susarsak yarın çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Yapılan güzel işleri alkışlamaya devam edeceğiz. Emeği geçen herkese teşekkür edeceğiz. Ancak birkaç başarılı organizasyonun arkasına saklanarak yıllardır biriken sorunları görmezden gelemeyiz.

Toplumumuzun ihtiyacı alkış kadar özeleştiridir.

Çünkü güçlü toplumlar hatalarını konuşabilen toplumlardır.

Bugün mesele kimin kazandığı ya da kimin kaybettiği değildir.

Mesele, Amerika’daki Türk toplumunun gelecekte varlığını güçlü şekilde sürdürebilip sürdüremeyeceğidir.

Bu nedenle herkesin aynı soruyu kendisine sorması gerekiyor:

Biz gerçekten toplum inşa mı ediyoruz, yoksa sadece günü mü kurtarıyoruz?

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER