Amerika Birleşik Devletleri’nde 30 yılı aşkın süredir yerel ve ulusal basında gazetecilik yapan biri olarak, futbol dünyasının en büyük organizasyonu olan FIFA Dünya Kupası 2026 için akreditasyon almaya hak kazanmak, hayatımın en gurur verici dönüm noktalarından biri oldu.
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa ev sahipliği yapacağı bu dev organizasyonda saha içi foto muhabiri olarak görev alacak olmam, belki de meslekte geride bıraktığım 36 yılın en anlamlı karşılığıdır.
Sevgili okurlarım…
Futbol sadece bir oyun değildir. Kimi zaman bir milletin hafızası, kimi zaman bir toplumun ortak sevinci, kimi zaman da bir insanın hayatındaki en büyük hayalin karşılığıdır. Benim için ise bugün, bu üç anlamın kesiştiği bir noktadayım.
Bir Akreditasyonun Ötesinde Tarihe Tanıklık Etmek
Gazetecilikte bazı anlar vardır; yılların emeği, sabrı ve mücadelesi tek bir ana sığar. Dünya Kupası akreditasyonu da tam olarak böyle bir eşiktir. Bu, sadece bir görev değil; aynı zamanda mesleki güvenin, tecrübenin ve itibarın uluslararası düzeyde tescilidir.
Saha içinde görev alacak olmak; bir gol anına, bir sevince, bir hayal kırıklığına en yakından tanıklık etmek demektir. Objektifim artık sadece bir makine değil; o anları tarihe not düşecek bir araç olacak.

Üç Şehir, Tek Hikâye
Görev alacağım şehirler de bu hikâyenin önemli bir parçası: Philadelphia, Boston ve New York-New Jersey metropol alanı…
Bu şehirler yalnızca maçların oynanacağı yerler değil; aynı zamanda göçmenlerin, kültürlerin ve hayat hikâyelerinin kesiştiği merkezler. Özellikle New York–New Jersey hattında oynanacak finalde saha içinde görev almak, bir gazeteci için ulaşılabilecek en üst noktalardan biridir.
Bu benim için sadece bir görev değil; hayatımın en özel anlarından biri olacak.
36 Yıllık Birikimin Taçlandığı An
Gazetecilikte geçen yıllar sadece takvim yapraklarından ibaret değildir. Her yıl; bir haber, bir kriz, bir mücadele ve bir iz bırakma çabasıdır.
36 yıllık meslek hayatım boyunca Birleşmiş Milletler toplantılarında dünya liderlerini takip ettim, ABD başkanlarını sahada izledim, seçim süreçlerinin merkezinde bulundum. Ancak Dünya Kupası gibi küresel bir organizasyonda saha içinde yer almak, bu yolculuğun adeta taçlandığı noktadır.
Türkiye’nin Dünya Kupası Hasreti
Bu hikâyenin bir de kalbime dokunan tarafı var…
Türkiye A Millî Futbol Takımı, Dünya Kupası sahnesine tarih boyunca sınırlı sayıda çıkabildi. 1950’de elde edilen hak ekonomik nedenlerle kullanılamadı. 1954’te ilk kez sahne aldı. Ve 2002’de gelen o unutulmaz dünya üçüncülüğü…
Bu yüzden Dünya Kupası, bizim için sadece bir turnuva değil; aynı zamanda bir özlemdir.
Bu kez sahada Türk futbolcularımız da olacak. Ancak o sahayı dünyaya anlatan bir Türk ve Giresunlu gazeteci olarak görev almak, benim için onurun ve gururun çok ötesinde bir anlam taşıyacak.
Gazetecilik: Tanıklık mı, Sorumluluk mu?
Bugün medya düzeni hızla değişiyor. Haberler tüketiliyor, gerçekler çoğu zaman gölgede kalıyor. Ancak ben hâlâ gazeteciliğin özüne inanıyorum:
Gazetecilik, sadece görmek değil; gördüğünü doğru anlatmaktır. Sadece aktarmak değil; anlamlandırmaktır. Ve gerektiğinde rahatsız edici sorular sormaktır.
ABD’de siyaset, medya düzeni, göçmen toplumu ve Türkiye-ABD ilişkileri üzerine yaptığım çalışmaları da bu anlayışın bir parçası olarak okuyucularımıza aktardık.
Çünkü gazetecilik, konfor alanında yapılmaz.
Bir Başarıdan Fazlası
2026 Dünya Kupası, üç ülkeye yayılmış yapısıyla tarihe geçecek. Ama bu büyük organizasyonun içinde yer alan bireysel hikâyeler, en az maçlar kadar değerlidir.
Benim hikâyem de bu büyük resmin küçük ama anlamlı bir parçası.
Bu sadece bir başarı hikâyesi değil…
Bu ülkede göçmen olarak yaşamanın zorlukları; emeğin, yılların mücadelesinin ve mesleğe duyulan sadakatin bir sonucudur.
Ve belki de en önemlisi:
Bu hikâye, hâlâ iyi gazeteciliğin mümkün olduğunu gösteren bir örnek olarak kalacak.

YORUMLAR