Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan ÇELİK
Hasan ÇELİK

Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Konuşması: Umut Değil, Geçmişin Tekrarı

Hüsran…

Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin katılım töreninde yaptığı konuşmayı baştan sona dikkatle izledim. Bu yazının başında özellikle bir kelimeyi kullanmak istiyorum: Hüsran. Evet, bu kelimeyi bilinçli seçiyorum. Çünkü yaklaşık bir saat boyunca dinlediğim konuşma bana ne yeni bir umut verdi ne de Türkiye’nin geleceğine dair yeni bir vizyon sundu.

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’ye üye katılım töreninde yaptığı konuşmada “yolsuzluğu olanların yanında durmam” ifadesine yer verdi ve konuşmasının en önemli mesajını bu sözler oluşturdu. Kılıçdaroğlu, isim vermeden Yeni Parti’nin kurulmasına gönderme yaparak CHP’deki arınmanın büyük ölçüde gerçekleştiğini söyledi.

13 yıl boyunca seçim meydanlarında, grup toplantılarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde dinlediğimiz söylemlerin adeta özetini izledik. Aynı cümleler, aynı eleştiriler, aynı vaatler ve aynı siyasi dil… Oysa Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey geçmişi tekrar etmek değil, geleceğe dair somut bir yol haritası ortaya koymaktır.

Konuşmada ekonominin kötü olduğu ifade edildi. Yoksulluktan, hayat pahalılığından ve vatandaşın yaşadığı sıkıntılardan söz edildi. Bunların tamamı doğru tespitler olabilir. Ancak asıl önemli soru şudur: Bu sorunlar nasıl çözülecek?

Ne yazık ki bu sorunun cevabını duyamadık.

Ekonomiyi nasıl ayağa kaldıracağını, üretimi nasıl artıracağını, yatırım ortamını nasıl güçlendireceğini, genç işsizliği nasıl azaltacağını anlatan somut projeler yerine yine genel eleştiriler dinledik. Muhalefetin görevi yalnızca mevcut tabloyu eleştirmek değil, aynı zamanda çözüm üretmektir.

Konuşmada dikkatimi çeken tek olumlu cümle, CHP’nin yolsuzluklardan arındırılacağı yönündeki ifadeydi. Parti içerisinde yaşanan tartışmalar ve istifalara dolaylı göndermeler yapılarak “temizlenme” mesajı verildi. Ancak bunun nasıl gerçekleştirileceği konusunda da net bir yol haritası ortaya konulmadı.

Daha da dikkat çekici olan ise konuşmanın büyük bölümünde Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğine ilişkin neredeyse hiçbir vizyon sunulmamasıydı.

Partinin milletvekilleri…

Belediye başkanları…

Meclis üyeleri…

Gençlik yapılanması…

Yerel yönetim politikaları…

Önümüzdeki seçim stratejisi…

Hiçbiri hakkında kamuoyuna güçlü bir mesaj verilmedi.

Bir siyasi partinin genel başkanından beklenen, yalnızca iktidarı eleştirmesi değildir. Aynı zamanda kendi partisinin geleceğini şekillendirecek hedefleri de ortaya koymasıdır.

Konuşmanın bir diğer dikkat çeken bölümü ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığa aday olacağını ima etmesiydi. Türkiye’de herkesten hesap soracağını, beşli çetelerden Cumhurbaşkanı’na kadar birçok konuda mücadele edeceğini ifade etti ve yeniden ülke yönetimine talip olduğunu söyledi ve ben öyle anladım.

Ancak burada şu soru ister istemez akıllara geliyor:

13 yıl boyunca bu hedeflerin önemli bir kısmını gerçekleştirememiş bir siyasi lider, bugün aynı söylemlerle seçmene nasıl yeni bir umut verebilir?

Siyasette toplumun beklentisi sürekli aynı cümleleri duymak değil, değişim ve yenilik görmektir.

Kılıçdaroğlu’dan Milletimize asla can simidi olmaz

Konuşmada kullanılan bazı ifadeler de siyasi nezaket açısından tartışmaya açıktı. Özellikle Cumhurbaşkanı için kullanılan “Saraydaki zat” ifadesinin, toplumsal kutuplaşmayı artıran bir söylem olduğu kanaatindeyim. Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey; gerilimi yükselten değil, daha yapıcı, daha kapsayıcı ve birleştirici bir siyaset dilidir.

“Zat” kelimesinin kim tarafından kullanıldığı benim açımdan önemli değil. Bu ifadeyi kim kullanırsa kullansın doğru bulmuyorum. Cumhurbaşkanı da zaman zaman bu ifadeye başvuruyor; bunu da doğru ve şık bulmadığımı daha önce de dile getirdim. Siyasette karşılıklı saygıyı koruyan bir dil, topluma örnek olmak isteyen herkesin tercih etmesi gereken dildir.

Öte yandan CHP’nin son dönemde yaşadığı kurultay süreci ve parti içi tartışmalar da hâlâ kamuoyunun gündeminde yer alıyor. Bu tartışmaların gölgesinde yapılan bir konuşmanın topluma güven vermesi zaten kolay değildi.

İstanbul’daki salona baktığımızda da beklenen coşkunun oluşmadığı gördüm. Salonun birçok bölümünde boşluklar dikkatimi çekti. Elbette tek başına salon görüntüsü siyasi başarı ya da başarısızlığın ölçüsü değildir. Ancak kamuoyuna verilen enerji açısından önemli bir göstergedir.

İlginç olan noktalardan biri ise Gürsel Tekin’in konuşmasıydı. Daha yüksek tempolu ile esip gürlemesi, daha mücadeleci ve daha etkili bir hitabet sergiledi. Kılıçdaroğlu’nun konuşması ise aynı etkiyi oluşturamadı.

Sonuç olarak İstanbul’daki bu buluşma bana göre CHP açısından yeni bir başlangıç değil, geçmişin tekrarından ibaret kaldı.

Bugün Türkiye’nin ana muhalefet partisinin ihtiyacı olan şey sürekli aynı söylemleri tekrar etmek değildir. Topluma umut verecek, ekonomi başta olmak üzere ülkenin temel sorunlarına çözüm üretecek, parti içindeki güven sorununu giderecek yeni bir siyaset anlayışıdır.

Muhalefetin güçlü olması demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Ancak bunun yolu yalnızca eleştirmekten değil, aynı zamanda güven veren kadrolar, uygulanabilir projeler ve topluma umut aşılayan bir vizyondan geçmektedir.

İstanbul’daki konuşmayı izledikten sonra bende kalan izlenim ne yazık ki şu oldu:

Cumhuriyet Halk Partisi bugün hâlâ geçmişin yükünü taşımaya çalışıyor; geleceğe ilişkin güçlü bir hikâye ise henüz ortaya koyabilmiş değil. Acıdır ama gerçekler Kılıçdaroğlu ile olmayacağı bir kez daha ortaya çıkmıştır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER