Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan ÇELİK
Hasan ÇELİK

Dünya Kupası’nda Bir Gerçeği Gördüm: Biz Geçmişimize Sahip Çıkmıyoruz

Hayatımda ilk kez bir FIFA Dünya Kupası’nı stadyumda izleme fırsatı buldum.

İzledim ama ne izlemek…

VIP salonlarında bulundum. Basın tribünlerinde dünyanın dört bir yanından gelen gazetecilerle aynı atmosferi paylaştım. Locaları gezdim, organizasyonun ihtişamını yakından gördüm. Stadyuma gelen dünyaca ünlü isimleri, futbolun efsanelerini izleme şansı elde ettim.

Ancak beni en çok etkileyen ne maçlardaki gollerdi ne de tribünlerdeki görsel şölen…

Bu Dünya Kupası’nda çok önemli bir gerçeği gördüm:

Devletler geçmişlerine sahip çıkıyor.

Devletler, kendi futbol tarihlerini yazan yıldızlarını unutmuyor.

Devletler, ülke futboluna katkı sunmuş isimleri en büyük organizasyonlarda baş tacı ediyor.

Maçlardan önce sahada onları alkışlıyorlar.

Tribünlerde onlar için özel yer ayırıyorlar.

VIP localarında ağırlıyorlar.

Eski yıldızlar takımlarına destek verirken, tribünlerdeki binlerce insanın nasıl coştuğuna, genç futbolcuların onları nasıl hayranlıkla izlediğine şahit oldum.

Brezilya…

Arjantin…

Fransa…

Almanya…

Hırvatistan…

Irak…

Ve sayamadığım onlarca ülke…

Hepsi eski yıldızlarıyla Dünya Kupası’ndaydı.

Kimisi saha kenarında, kimisi tribünde, kimisi locada…

Ama hepsi saygı görüyordu.

Peki biz ne yaptık?

Türkiye olarak kimleri davet ettik?

Kimleri tribünlere getirebildik?

En azından 2002 Dünya Kupası’nda tarih yazan kadromuzu burada görebilirdik.

Dünya üçüncüsü olan o unutulmaz takımın kahramanları neden burada yoktu?

Neden bir tribünde birlikte oturmuyorlardı?

Neden genç nesil onları görme fırsatı bulamadı?

Neden o ruh yeniden yaşatılamadı?

2002 Dünya Kupası kadrosu sadece birkaç isimden ibaret değildi. O kadro, Türkiye’nin futbol tarihine altın harflerle yazılmış 23 kahramandan oluşuyordu.

Kalede Rüştü Reçber, Ömer Çatkıç ve Zafer Özgültekin…

Savunmada Bülent Korkmaz, Alpay Özalan, Emre Aşık, Fatih Akyel, Ümit Özat ve Hakan Ünsal…

Orta sahada Okan Buruk, Tugay Kerimoğlu, Yıldıray Baştürk, Hasan Şaş, Mustafa “Muzzy” İzzet, Tayfur Havutçu, Ergün Penbe, Abdullah Ercan ve Emre Belözoğlu…

Hücum hattında ise Ümit Davala, Nihat Kahveci ve İlhan Mansız…

Daha önceki ve sonraki jenerasyonlardan milli futbolcularımız da bu organizasyonda yer alabilirdi. Türk futboluna damga vurmuş, ülkemizi başarıyla temsil etmiş efsane isimlerimiz unutulmamalıydı. Özellikle Tanju Çolak gibi yıldızlarımızın böylesine büyük bir organizasyonda anılması ve onurlandırılması gerekirdi.

Ne yazık ki bu Dünya Kupası, ülkemiz adına yapılan yanlış organizasyon ve eksik planlama nedeniyle hafızalarda buruk bir şekilde yer alacak ve tarihe geçecektir.

Ve daha niceleri…

Onlar sadece Dünya Kupası’na katılmış futbolcular değildi.

Onlar bu ülkeye, milyonlarca insana umut olmuş bir jenerasyondu.

24 yıl önce sizin gibi sadece Dünya Kupası’na katılmadılar.

Dünya üçüncüsü oldular.

Brezilya gibi devlere karşı mücadele ettiler, Japonya ve Güney Kore’de Türk bayrağını dalgalandırdılar ve bütün dünyaya Türk futbolunun neler başarabileceğini gösterdiler.

Türkiye’yi dünyanın en büyük futbol sahnesinde zirveye taşıdılar.

Bugün federasyonu yönetenlere sormak istiyorum:

O kadrodan kaç kişiyi davet ettiniz?

Kaçını tribünlerde ağırladınız?

Kaçına “Siz bizim gururumuzsunuz” dediniz?

Ne yazık ki cevap ortada…

Koca bir hiç!

Sonra da çıkıp “Bizim Çocuklar” diyoruz.

Hayır…

2026 Dünya Kupası ile birlikte “Bizim Çocuklar” söylemi de ne yazık ki tarihe karışmıştır.

Çünkü “Bizim Çocuklar” demek sadece sahadaki 11 futbolcuya sahip çıkmak değildir.

Geçmişine, emeğe ve bu ülkeye başarı kazandırmış insanlara sahip çıkabilmektir.

Geçmişine sahip çıkmayanlar, “Bizim Çocuklar” diyemez.

Çünkü bugün alkışlamadığınız insanlar, yarın unutulan kahramanlara dönüşür.

Bugün tribünde yer vermediğiniz isimlerin yerini yarın başkaları alır.

Ve bir gün bugünün yıldızları da aynı yalnızlığı yaşar.

Bu Dünya Kupası’nda gördük ki; yönetim anlayışıyla, iletişim diliyle ve futbol vizyonuyla Türk futbolu maalesef iyi yönetilmiyor.

Bu başarısızlık sadece bugünün değil, yıllar boyunca konuşulacak ve tarihe not düşülecek bir başarısızlıktır.

Federasyon başkanının zaman zaman kullandığı sert ve düşünülmeden söylenmiş ifadeler, Türk futboluna katkı sağlamaktan çok zarar vermektedir.

Futbol; öfke, polemik ve kişisel hesaplarla değil, akıl, liyakat ve ortak değerlerle yönetilir.

Öte yandan Fatih Terim üzerinden yürütülen tartışmaları da doğru bulmuyorum.

Türk Milli Takımı ile yıllarca çalışmış, büyük başarılar elde etmiş olabilirsiniz.

Ancak bugün milyonlarca dolar kazanırken, sürekli geçmişte bıraktığınız koltukları ve makamları gündemde tutmak Türk futboluna bir şey kazandırmıyor.

Bazen en büyük başarı, zamanında çekilmeyi ve yeni nesillere alan açmayı bilmektir.

Türk futbolunun artık geçmiş hesaplaşmalarına değil, geleceğe ihtiyacı var.

Yeni fikirlere…

Yeni kadrolara…

Ve en önemlisi;

Vefayı, adaleti ve liyakati yeniden hatırlayacak yöneticilere ihtiyacı var.

Çünkü hak edilen değerin verilmediği yerde başarı olmaz.

Vefanın olmadığı yerde birlik olmaz.

Birlik olmayan yerde de büyük hedeflere ulaşılamaz.

Bu Dünya Kupası bana bir kez daha gösterdi ki;

Bizim en büyük eksiğimiz tesis değil…

Para değil…

Yetenek hiç değil…

Bizim en büyük eksiğimiz vefa.

Ve vefanın olmadığı yerde, ne yazık ki gerçek başarı da kalıcı olmaz.

Yazık…

Hem de çok yazık. “Türkiye’m”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER