Trump’ın Yeni Hedefi Mamdani: Amerika’da Solun Yükselişi ve Korkunun Adı New York”
ABD Başkanı Donald Trump bir kez daha manşetlerde. Ama bu kez hedefinde Washington değil, New York var. ABD Medyasına yaptığı son açıklama, seçim atmosferinin tansiyonunu yeniden yükseltti:
“New York’a çok fazla para göndermeyeceğim. Mecbur değilim. 33 yaşında bir komünist var, hayatında bir gün bile çalışmamış.”
Trump’ın bu sözleri, New York’un Demokrat adayı Zohran Mamdani’yi doğrudan hedef alıyor. Mamdani, Demokrat Parti’nin ilerici kanadının genç temsilcilerinden biri olarak özellikle göçmen hakları, Filistin politikası ve ekonomik eşitsizlik konularındaki sert çıkışlarıyla son yıllarda ulusal ölçekte dikkat çekti.
New York Belediye Başkanlığı seçimlerine çok az bir zaman kala tüm kamuoyu araştırmalarında rakiplerin 10-12 puan önünde görünen ve kazanmasına kesin gözle bakılan Demokrat adayı Zohran Mamdani’nin yükselişi, Amerika’nın merkez siyaseti ile yeni sol hareket arasındaki uçurumu daha görünür hale getiriyor.
Trump’ın Tehdidi: Kazanırsa Parayı Keserim Siyaseti
Trump’ın New York’a yönelik “federal fonları kesebilirim” çıkışı sadece mali bir mesaj değil; aslında ideolojik bir tehdit.
Trump’ın siyaset dili uzun süredir “kaynak sadık olana, eleştirene değil” mantığı üzerine kurulu. Bu anlayış, yardımı bir ödül; kesintiyi ise cezalandırma aracı haline getiriyor.
Artık bu yaklaşım dış politikadan iç politikaya taşınmış durumda.
Trump konuşmasında New York’u Arjantin’le kıyaslayarak, “ABD’nin desteği, olumlu politikalar benimseyenlere gider” dedi. Bu söylem, federal hükümetle eyaletler arasındaki mali dengeyi sarsarken, aynı zamanda Trump’ın yönetim felsefesini özetliyor:
Ekonomik güç, politik sadakatin sigortasıdır.
Mamdani: Yeni Kuşağın Sesi mi, Eski Sistemin Kabusu mu?
Zohran Mamdani, New York’un göçmen mahallelerinden gelen bir hikâyeye sahip. 33 yaşında, Uganda doğumlu Hint asıllı bir Amerikalı.
Mamdani’nin siyaset sahnesine taşıdığı enerji, klasik Demokrat çizginin çok ötesinde. Filistin’e verdiği açık destek, polis reformu talepleri, kiracı hakları ve “sistemin değişmesi” vurgusu, sadece Cumhuriyetçileri değil, Demokrat Parti içindeki statükocu kanadı da rahatsız ediyor.
Trump’ın onu “komünist” olarak yaftalaması, yalnızca bir küçültme çabası değil — derin bir korkunun ifadesi. Çünkü Mamdani, Amerika’da giderek büyüyen yeni bir siyasal dalganın sembolü:
Kökeni çok uluslu, dili doğrudan, mesajı ise radikal biçimde eşitlikçi.
Trump’ın Yeni Hedefi: İmam Wahhaj Üzerinden Mamdani
Amerikan seçimlerinde rakiplerin politikalarından çok, kimlerle aynı karede oldukları konuşulur. Bu kural, Mamdani için de geçerli.
Trump, son günlerde bu kez farklı bir cephe açtı: hedefte Brooklyn’in tanınmış imamı Siraj Wahhaj vardı.
İmam Wahhaj, Masjid At-Taqwa camisinin kurucusu, Müslüman cemaat içinde karizmatik bir figür. Ancak geçmişi, 1990’ların başında açılan davalarla birlikte uzun süre tartışma konusu oldu.
1993 Dünya Ticaret Merkezi bombalaması davasında sanıklardan birinin karakter tanığı olarak mahkemede yer almış; bazı hükümlülerin savunmalarına destek verdiği iddialarıyla FBI raporlarına girmişti.
Trump, bu geçmişi yeniden gündeme taşıyarak Mamdani’yi dolaylı biçimde hedef aldı:
“Bence bu özel adamın (Wahhaj’ın) onu desteklemesi utanç verici. New York halkı, radikal ideolojilerle bağı olan kimseleri desteklemez.”
Bu sözler, Müslüman kimlik üzerinden siyasal bir saldırının kapısını aralıyor.
Müslüman Kimliğin Siyasetteki Bedeli
Mamdani cephesi bu suçlamaları “Müslüman karşıtı siyasetin güncellenmiş hali” olarak yorumluyor.
Gerçekten de Amerikan siyasetinde “radikal” etiketi çoğu zaman güvenlik gerekçesi değil, kimlik silahı olarak kullanılıyor.
Bir imamın geçmişteki tanıklığı, bugün bir siyasetçinin inancı veya çevresi nedeniyle hedef haline gelmesine bahane olabiliyor.
Bu nedenle tartışma artık Wahhaj’ın şahsında değil, Müslüman Amerikalıların kamusal görünürlüğü üzerinden yürütülüyor.
Trump, Mamdani’ye saldırırken aslında “Amerikalı kimdir?” sorusunu yeniden çiziyor.
Bu ülkede hâlâ Müslüman bir siyasetçi olmak, sadece fikirleriyle değil, çevresiyle de yargılanmak anlamına geliyor.
Ülke Çapında Trump Karşıtlığı Yükseliyor
Amerika’nın birçok kentinde cumartesi günü sokaklar yine kalabalıktı.
Ülke genelinde yüz binlerce kişi, Başkan Donald Trump yönetimini protesto etmek için “Krala Hayır” — İngilizcesiyle No Kings — adı verilen gösterilerde bir araya geldi.
New York’taki Times Meydanı’ndan, Washington’daki Freedom Plaza’ya; Chicago’nun Grant Park’ından Boston Commons’a kadar yüzlerce şehirde düzenlenen gösteriler, Trump’a yönelik tepkilerin boyutunu bir kez daha ortaya koydu.
Organizatörlerin açıklamasına göre, ülke çapında 2.600’ü aşkın protesto gerçekleştirildi.
New York’ta sabah saatlerinden itibaren toplanan kalabalık, “Trump gitmeli” sloganları attı; ellerinde, Başkan’ın politikalarını ve göçmenlere yönelik sert uygulamalarını eleştiren pankartlar taşıdı.
Gösteriler barışçıl bir atmosferde geçse de, mesaj oldukça netti:
Amerika’nın dört bir yanında yükselen ses, artık yalnızca politik bir muhalefet değil, sistemin yönüne dair derin bir itirazı temsil ediyor.
Amerika’nın Yeni Çatışma Hattı
Bugün Washington`da yankılanan tartışma artık Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında değil; iki farklı Amerikan tahayyülü arasında.
Bir tarafta Trump’ın temsil ettiği güç, kontrol ve sadakat siyaseti; diğer tarafta Mamdani’nin temsil ettiği adalet, eşitlik ve değişim arayışı.
Trump’ın sözleri belki Mamdani’nin önünü kesemeyecek, ama Amerika’daki genç seçmenlere bir şeyi hatırlatıyor:
Bu ülkede “para” sadece ekonomiyi değil, kimlerin konuşabileceğini de belirliyor.
Ve tam da bu nedenle, Zohran Mamdani’nin hikâyesi artık yalnızca New York’un değil — Amerika’nın vicdan arayışının sembolü haline geliyor.

YORUMLAR