Çöküş Tam Gaz Devam Ediyor
Amerika Birleşik Devletleri bugün yalnızca Washington’da alınan siyasi kararları değil, milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkileyen büyük bir değişim sürecini yaşıyor.
Göçmenlik politikaları sertleşiyor, ICE operasyonları gündemin merkezine oturuyor, doğumla vatandaşlık yeniden tartışılıyor ve ekonomiden gelen bazı göstergeler soru işaretlerini artırıyor.
Peki Amerika nereye gidiyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca Cumhuriyetçiler veya Demokratlar üzerinden verilemez.
Çünkü mesele artık bir parti meselesinden çok daha büyük.
Amerika’nın en büyük gücü göçmenleriydi
Amerika Birleşik Devletleri tarih boyunca dünyanın dört bir yanından gelen insanların ülkesi oldu.
İnsanlar daha iyi bir gelecek, özgürlük, güvenlik ve çocuklarına daha iyi bir yaşam sağlamak için Amerika’ya geldi.
Türkler de bu hikâyenin bir parçası.
Bugün New York’tan New Jersey’e, Pennsylvania’dan California’ya kadar binlerce Türk-Amerikan ailesi bu ülkenin ekonomisine, kültürüne ve sosyal hayatına katkı sağlıyor.
Restoran işleten var.
Market sahibi olan var.
İnşaat sektöründe çalışan var.
Doktor, mühendis, öğretmen, taksi şoförü, esnaf, gazeteci ve iş insanı var.
Kısacası göçmenler Amerika’nın yalnızca misafiri değil, ekonomik ve sosyal yapısının önemli bir parçası.
Ancak bugün göçmenlik konusunda Amerika’da yeni ve çok daha sert bir dönem yaşanıyor.
Doğumla vatandaşlık tartışması neden önemli?
Trump yönetiminin doğumla vatandaşlık konusunda yeni yürütme emirleri çıkarması, Amerika’daki en temel anayasal tartışmalardan birini yeniden gündeme taşıdı. Konu yalnızca belgesiz göçmenleri değil, Amerika’da yaşayan milyonlarca göçmen ailenin geleceğine ilişkin endişeleri de beraberinde getiriyor.
Burada sorulması gereken soru çok basit:
Amerika’da doğan bir çocuğun geleceği, anne ve babasının göçmenlik statüsüne göre mi belirlenmeli?
Bu sorunun cevabı siyasi sloganlarla değil, hukuk ve Anayasa çerçevesinde verilmelidir.
Çünkü bugün tartışılan yalnızca bir göç politikası değil.
Yarın milyonlarca ailenin hayatını etkileyebilecek bir sistem değişikliğidir.
Güvenlik başka, korku başka
Amerika’nın sınırlarını koruma ve ülkeye yasadışı girişleri önleme hakkı vardır.
Bunu kimse tartışmıyor.
Suç işleyen bir kişinin kim olduğuna bakılmaksızın hukuk karşısında hesap vermesi de gerekir.
Ancak güvenlik politikası ile toplumda korku oluşturmak arasında çok ince bir çizgi vardır.
ICE’nin operasyonları ve göçmenlik uygulamaları konusunda bu nedenle şeffaflık ve hukuki denetim büyük önem taşıyor.
ICE, ağustos sonuna kadar tüm saha görevlilerinin vücut kameralarıyla donatılmasını beklediğini açıkladı. Bu uygulama, operasyonların daha şeffaf yürütülmesi açısından önemli bir adım olabilir.
Çünkü Amerika’da hukuk yalnızca vatandaşlar için değil, bu ülkede yaşayan herkes için güven vermelidir.
Ekonomi de alarm veriyor
Göçmenlik tartışmasının bir başka boyutu ise ekonomidir.
Temmuz ayında ABD ekonomisinin 23 bin iş kaybetmesi ve iş gücü piyasasında zayıflama işaretlerinin ortaya çıkması, ekonominin de dikkatle izlenmesi gerektiğini gösteriyor.
Üstelik bazı sektörler, daha sert göçmenlik uygulamalarının iş gücü açığını daha da derinleştirebileceği konusunda uyarıyor.
İnşaat, tarım, bakım hizmetleri ve benzeri sektörlerde göçmen emeğinin önemli bir yeri bulunuyor.
Burada Amerika’nın önünde çok zor bir denklem var:
Hem kaçak göçü azaltmak hem de ekonominin ihtiyaç duyduğu iş gücünü korumak.
Bunu başarabilmek için siyasi sloganlardan daha fazlasına ihtiyaç var.
ABD’de Ekonomik Sıkışma Derinleşiyor
Akaryakıt ve market fiyatları yükseliyor, inşaat sektöründe işçi açığı piyasaları zorluyor
ABD genelinde hayat pahalılığı giderek daha fazla hissedilirken, akaryakıt fiyatlarındaki artış ve marketlerdeki yüksek fiyatlar vatandaşların bütçesini zorlamaya devam ediyor.
Ekonomideki baskının bir diğer önemli ayağını ise inşaat sektöründeki iş gücü açığı oluşturuyor. Nitelikli işçi eksikliği, projelerin maliyetlerini artırırken hem konut hem de ticari inşaat sektöründe fiyatların yükselmesine neden oluyor.
Akaryakıttan gıdaya, işçilikten konut maliyetlerine kadar birçok alanda yaşanan artış, Amerikan ekonomisinde “pahalılık sarmalının” devam ettiğini gösteriyor.
Özellikle dar ve orta gelirli aileler açısından tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Kazançlar artan yaşam maliyetlerine yetişmekte zorlanırken, vatandaşlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla harcama yapmak zorunda kalıyor.
Türk-Amerikan toplumu da dikkatli olmalı
Biz Türk-Amerikan toplumu olarak Amerika’daki gelişmeleri yalnızca uzaktan izlememeliyiz.
Bu ülkenin vatandaşları, vergi mükellefleri, iş insanları, çalışanları ve seçmenleri olarak gelişmelerin parçası olmalıyız.
Washington’da alınan kararlar New York’taki, New Jersey’deki, Pennsylvania’daki Türk ailelerini de etkileyebilir.
Bu nedenle toplum olarak daha bilinçli, daha organize ve daha güçlü bir sivil toplum anlayışına ihtiyacımız var.
Siyaseti yalnızca seçim zamanı konuşmamalıyız.
Temsilcilerimizi tanımalı, senatörlerimizi takip etmeli, yerel yönetimlerle iletişim kurmalı ve demokratik haklar kullanmalı.
Amerika’nın gücü kutuplaşmasında değil, birliğinde
Bugün Amerika ciddi bir siyasi kutuplaşma yaşıyor.
Bir taraf “sınır güvenliği” diyor.
Diğer taraf “göçmen hakları” diyor.
Oysa Amerika’nın ihtiyacı iki tarafın da haklı olduğu noktaları görüp ortak bir çözüm üretmektir.
Sınır güvenliği olmalıdır.
Kanun uygulanmalıdır.
Suç işleyenler cezalandırılmalıdır.
Ama aynı zamanda masum insanların, ailelerin ve çocukların hukuki güvenceleri de korunmalıdır.
Çünkü Amerika’yı Amerika yapan yalnızca güçlü ordusu, ekonomisi veya teknolojisi değildir.
Amerika’yı güçlü yapan hukukun üstünlüğüne duyulan güvendir.
Bugün bu güveni korumak, Washington’daki siyasetçilerin olduğu kadar toplumun da sorumluluğudur.
Ve biz göçmenler olarak bu ülkenin geleceğinde yalnızca seyirci değil, söz sahibi olmalıyız.
Amerika’nın geleceği hepimizi ilgilendiriyor.
Çünkü biz artık bu hikâyenin dışındaki insanlar değiliz.
Bu ülkenin hikâyesinin bir parçasıyız.

YORUMLAR