2003 yılında Irak’ın işgaline dönemin ABD Başkanı George W. Bush ile birlikte karar veren İngiltere Başbakanı Tony Blair, bir buçuk milyondan fazla Müslümanın ölümünden sorumlu tutuldu. Blair, hâlâ bu savaşın gölgesinde “demokrasi kahramanı” gibi dolaşırken, bugün Gazze için masa başına oturması “dünya aklıyla alay etmekten” başka bir şey değildir. Üstelik o dönemin asıl mimarlarından George W. Bush’un bu süreçte dışarıda bırakılması da ayrı bir çelişkidir.
Bugün Trump sahnede. İsrail Başbakanı Netanyahu ile Beyaz Saray’da bir araya geliyor, “20 maddelik anlaşma” diye bir belgeyi kameraların önünde servis ediyor. Ardından Hamas’a üç-dört gün süre veriyor: “Anlaşmayı kabul edin, yoksa İsrail vurur.” Bu cümle, diplomasi değil, bir tuzağın ilanıdır. Daha anlaşmanın mürekkebi kurumadan Netanyahu kameraların karşısına geçiyor ve “Gazze’den çekilmeyeceğiz” diyor. İsrailli bakanlar da anlaşmaya itiraz ediyor. Aynı dakikalarda ise Gazze bombalanıyor, insanlar ölüyor.
Soruyorum: Bu nasıl barış anlaşması? Bu nasıl uzlaşı çağrısı? Netanyahu çekilmeyeceğini söylüyor, İsrail bombardımanı sürdürüyor, ama Washington’da birileri “barıştan” bahsediyor. Bu tabloya “dünya aklıyla alay etmek” denmez de ne denir?
Trump, Hamas anlaşmayı kabul etmezse İsrail’in “gereğini yapacağını” ve kendisinin de İsrail’e yardım edeceğini açıkça söylüyor. Yani ortada bir “mutabakat” yok, aksine İsrail’in Gazze’de yapmak istediklerine yeşil ışık yakılmış durumda. Bu işin adı diplomasi değil; bu, baskı ve meşrulaştırılmış işgal politikasının kılıfa sokulmuş halidir.
Basın toplantısında neden soru alınmadı? Neden kameraların önünde bu kadar gürültülü bir duyuru yapılırken, gazetecilerin soruları susturuldu? Çünkü cevap verilemeyecek çelişkiler vardı. Çünkü Netanyahu’nun “çekilmeyeceğiz” çıkışıyla Trump’ın “barış” masalı arasındaki makas o kadar derin ki, buna kimse izah getiremezdi.
Trump, her fırsatta Biden’ı eleştiriyor. Peki sormak gerekmez mi: Biden yönetimi İsrail’e verdiği silahları, paraları kimse görmedi mi? Biden döneminde tek bir Amerikalı çıkıp bu yardımları sorguladı mı? Dışişleri Bakanı’nın Kudüs’te ağlama duvarı önünde verdiği mesajları unuttuk mu? Trump’ın bugün “Biden çok kötü yönetti” diye bağırması içi boş bir propaganda değil de nedir? İki yönetim de İsrail’e sınırsız destek verdi; tek fark, kullanılan üslup ve yöntemdir.
Asıl mesele şu: Hiç kimse gerçek anlamda Filistin Devleti’nin kurulmasından bahsetmiyor. Kimse “iki devletli çözüm”ü ciddiyetle gündeme getirmiyor. İsrail’in Gazze’yi kendi denetiminde bir açık hava hapishanesine dönüştürme planı, “barış anlaşması” adı altında paketleniyor.
Bütün bunlara rağmen Gazze’nin içinde bulunduğu ağır şartlara bakıldığında, masaya konulan 20 maddelik anlaşmayı Hamas’ın “ivedilikle kabul etmesi” gerektiğini söylemek zorundayız. Çünkü Gazze halkının şu anda daha iyi bir alternatifi yok. Evet, anlaşma kusurlu, çelişkilerle dolu ve hatta tuzak barındırıyor olabilir. Ancak bugünkü koşullarda en azından bir nefes alma ihtimali taşıyor. Kabul edilse de edilmese de, ABD ile İsrail kendi yapmak istediklerini mutlaka yapacaktır. Fakat Gazze, kan ve ateşin içinde yaşam mücadelesi verirken, bu teklif tüm eksiklerine rağmen “zaman kazanma” ve halkın nefes almasını sağlama anlamı taşıyor.
Ancak şunu unutmayalım: Bu bir çözüm değil. Bu, geçici bir pansuman olabilir, fakat asla kalıcı barışın anahtarı değil. Kalıcı çözüm, tarafların eşit koşullarda masaya oturması, uluslararası hukuk çerçevesinde hakların tanınması ve en önemlisi Gazze halkının iradesine saygı gösterilmesiyle mümkün olabilir.
O güne kadar önümüze konan her “anlaşma” aslında bir güç oyununun, bir statüko pekiştirmenin yeni perdesidir. Dünya kamuoyu ise her seferinde aynı oyunun yeniden sahnelenmesine tanıklık ediyor. İşte buna “dünya aklıyla alay etmek” denir.
BM’nin Yok Sayıldığı Barış Anlaşması
Donald Trump’ın açıkladığı 20 maddelik barış anlaşmasına bakıldığında en dikkat çekici eksikliklerden biri, Birleşmiş Milletler’in masada olmamasıdır. Oysa kağıt üzerinde BM, dünyada barışın ve adaletin en yüksek temsil organıdır. Ancak sahadaki gerçek bambaşkadır.
BM’nin dışarıda bırakılması aslında tesadüf değil, aksine bilinçli bir tercihtir. Çünkü Amerika ve İsrail, kendi belirledikleri koşulları “uluslararası meşruiyet” kılıfına ihtiyaç duymadan dayatmak istiyor. BM devreye girseydi, Filistin tarafına belli haklar tanınması ve daha dengeli bir metin ortaya çıkması zorunlu hale gelebilirdi. Ama bu, Washington ve Tel Aviv’in işine gelmezdi.
Sonuçta, BM yıllardır Gazze’de akan kanı durduramadı, aldığı kararlar birer kâğıt parçasından öteye geçemedi. Veto mekanizması sayesinde ABD, İsrail’i her defasında korumayı başardı. Bu nedenle Trump’ın anlaşmasında BM’ye yer verilmemesi aslında “sistemin fiilen nasıl işlediğinin” açık bir göstergesi.
Bugün karşımızda bir barış anlaşmasından çok, güçlünün şartlarını dayattığı bir senaryo var. BM’nin olmaması, bu gerçeğin en net delili.
İki Ülke Dünyaya Salak Muamelesi Çekiyor
Sevgili gönül dostlarım,
Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamanın ve gazetecilik yapmanın insana kazandırdığı bazı ön görüler, farklı bakış açıları vardır. Bu yazımda sizlere bunlardan birini, aslında hepimizin gündelik hayatında kullandığı sosyal medya üzerinden anlatmak istiyorum.
Önce şu basit sorudan başlayalım: Facebook, Instagram, WhatsApp ve X kimin?
Açık kaynaklarda belirtildiği gibi Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi Meta Platforms, Inc. yani kısa adıyla Meta’dır. Şirketin kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg. Merkezi Amerika’da, Kaliforniya’da. Eski adı Facebook olan bu şirket 2021 yılında ismini Meta olarak değiştirdi ve sözde “metaverse” hayalini pazarlamaya başladı.
“İki Ülkenin Dünyayı Kör Etme Planı”
Ama mesele isim değil. Mesele bu platformların kimin yanında, kimin karşısında durduğudur. Bugün apaçık görüyoruz ki, Facebook, Instagram ve WhatsApp ABD’nin ve İsrail’in güdümünde hareket ediyor. İsrail yanlısı olduklarını da hiç çekinmeden açıklıyorlar. Bir paylaşım yapın: İsrail’i eleştirin, Gazze’deki katliamları gündeme getirin… Göreceksiniz, ya erişimi kısıtlanıyor ya da bir süre sonra tamamen yayından kaldırılıyor. Hele hele Gazze’deki dramla ilgili bir fotoğraf, bir video ya da bir yazı paylaşırsanız anında engelleme yediğinize şahit oluyorsunuz. Çünkü bu platformların sahipleri, gerçeklerin görünmesini değil, kendi politikalarının sürmesini istiyorlar.
Gelelim TikTok meselesine…
Dünya, Gazze’de yaşanan soykırımı, çocukların açlıktan öldüğünü, kadınların hunharca katledildiğini, insanların başına bomba yağdığını TikTok üzerinden gördü. Ana akım medya bunları dünyada göstermedi, Facebook ve Instagram göstermedi, WhatsApp hiç göstermedi. İnsanlık dramının dünyaya yansıdığı tek pencere TikTok oldu. İşte bu yüzden ABD de rahatsız oldu, İsrail de rahatsız oldu. Çünkü dünya ayağa kalktı, çünkü maskeler düştü.
İki ülke amacına ulaştı:
Bunun en çarpıcı örneği, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda boş salonlara konuşmasıydı. O gün dünya, TikTok sayesinde gerçekleri görmüş ve İsrail’in yalnızlığını fark etmişti. Ancak artık tablo değişti. ABD ve İsrail sonunda amacına ulaştı: TikTok’u da ellerine geçirdiler. Bugün TikTok, Gazze paylaşımlarını, İsrail eleştirilerini öne çıkarmıyor; adeta diğer sosyal medya platformlarıyla aynı çizgiye çekildi.
“Sosyal Medya Tekelleri ve Gerçeğin Saklanışı”
Bugün gelinen noktada amaç çok net: TikTok’u ABD ve İsrail yanlısı bir şirkete satmak ve amaçlarına ulaştılar. Joe Biden yönetimi bu süreci başlatmıştı ama bir sonuca varamamıştı. Şimdi de Donald Trump aynı dosyayı masada tutuyodu. Kapatma ya da “bizim istediğimiz şirkete devretme” planıyla sürekli gündemde tuttu. TikTok’u da ele geçirirlerse emin olun, Gazze’de olanları artık kimse göremeyecek derken hadi geçmiş olsun TikTok büyük bir hissesi ABD’li şirkete satıldığını duyduk. Yaşanan rezilliği ABD’de ana akım medya zaten göstermedi, bundan sonrada sosyal medyada da bu gerçekleri görme ihtimaliniz kalmayacak.
Peki, diğer platformlar?
Eski adıyla Twitter, yeni adıyla X… Hepiniz hatırlıyorsunuz, Ocak 2021’de Donald Trump’ın hesabı kalıcı olarak engellendiğinde kıyametler kopmuştu. Ardından Elon Musk sahneye çıktı, Twitter’ı aldı. Ama o da farklı bir şey yapmadı; İsrail’e açık destek veren bir pozisyona geçti.
YouTube’a gelince… Orası da İsrail’in kontrolünde. Gazze ile ilgili videoları öne çıkarmıyor, ulaşmak neredeyse imkânsız.
Sevgili dostlarım, bütün tablo ortada. Ellerinde olmayan tek sosyal medya platformu TikTok kalmıştı. Onu da kendi şirketlerine aldırırdılar, dünyada olup biten hiçbir insanlık dramını artık göremeyeceğiz. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun neden sürekli TikTok’u ağzına doladığını, neden bundan bu kadar rahatsız olduğunu buradan anlayabilirsiniz. Çünkü dünya Gazze’deki vahşeti TikTok sayesinde gördü. Ve şimdi tek dertleri o sesin kısılması.
İşte mesele bu kadar basit: İki ülke dünyaya salak muamelesi çekiyor. Amaçlarına ulaştılar ve artık TikTok’da ABD ve İsrail kontrolünde.

YORUMLAR