Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan ÇELİK
Hasan ÇELİK

FON VURGUNCULARININ DONLARINA KADAR ALINMALI!

 

Milletin parasına el uzatanın partisi, makamı, unvanı olmaz. Devletin fonlarını, milletin alın terini kendi çıkarları için kullandığı yargı kararıyla ortaya çıkan kim varsa hesabı sonuna kadar sorulmalıdır. En önemlisi donlarına kadar alınmalı.

Haksız kazançla elde edilen evler, arabalar, şirketler, hesaplar… Hukuken suçtan elde edildiği belirlenen ne varsa geri alınmalı, milletin kasasına tek kuruşuna kadar iade edilmelidir.

Kimse siyasi bağlantısına, dostuna, makamına güvenmemeli. Eğer ortada bir vurgun varsa üzeri örtülmemeli; soruşturma kime uzanıyorsa uzansın, hukuk gereğini yapmalıdır.

Çünkü mesele AK Parti, ya da başka bir parti meselesi değildir. Mesele milletin parasıdır, devletin itibarıdır.

Milletin parasını yiyenlerin yalnızca koltukları değil, haksız kazançla elde ettikleri servetleri de ellerinden alınmalıdır.

Kısacası: Fon vurguncularının milletin parasıyla edindikleri ne varsa donlarına kadar alınmalı!

”MİLLETİN İRADESİ, BİR AVUÇ MENFAATÇİYE FEDA EDİLMEMELİ!”

Şunu özellikle belirtmek istiyorum: Yıllardır AK Parti içindeki menfaat çevrelerini, çıkar ilişkilerini ve yanlış giden işleri dilimiz döndüğünce anlatmaya, uyarmaya çalıştım. Ancak ne yazık ki bazıları gördüklerini görmek istemedi; hırs, siyasi çıkar ve makam sahiplerine yaranma anlayışı gerçeklerin üzerini örttü.

Bugün gelinen noktada artık hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır. Kime dokunursa dokunsun, kim rahatsız olursa olsun; fonlarla ilgili ortaya atılan iddialar hiçbir siyasi hesap gözetilmeden, şeffaf ve hukuka uygun biçimde sonuna kadar soruşturulmalıdır.

Bu süreç yalnızca adı geçen kişiler açısından değil, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açısından da önemli bir sınav olacaktır. Milletin parası, devletin imkânları ve kamu kaynakları söz konusuysa isimlerin, makamların, dostlukların ve siyasi yakınlıkların hiçbir önemi olmamalıdır.

Kim yanlış yaptıysa, kim kamu kaynaklarını kendi menfaati için kullandıysa, kim siyasi gücü kişisel çıkarına dönüştürdüyse hukuk önünde hesabını vermelidir. Çünkü mesele artık birkaç kişinin değil, kamuoyunun devlete ve siyasete duyduğu güven meselesidir.

Türkiye artık bir gerçeği açıkça konuşmak zorunda:

Yolsuzluğun partisi olmaz. Hırsızlığın sağı, solu olmaz. Milletin parasına el uzatanın siyasi kimliğine bakılmaz.

AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık çeyrek asırlık siyasi emeği; 50 kişinin, 100 kişinin ya da herhangi bir çıkar grubunun menfaatine, ihtirasına ve kişisel zenginleşme arzusuna feda edilmemelidir.

Bugün kamuoyunun gündemindeki fon soruşturması bunun için son derece önemlidir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın mali inceleme boyutunun genişletildiği belirtiliyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu temel yaklaşımın, sorumluluğu bulunan kim varsa hesabının sorulması yönünde olduğunu açıkladı.

İşte olması gereken de budur.

Kim yaptıysa ortaya çıkarılmalı.

Kimin yakını olduğuna, hangi partiden geldiğine, hangi makamlarla fotoğraf çektirdiğine, Ankara’da kimi tanıdığına bakılmamalı.

Çünkü mesele AK Parti’nin meselesi olmaktan önce milletin alın terinin meselesidir.

SAYIN ERDOĞAN, ABD’YE DE EL ATIN!

Ben Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan bir gazeteci olarak yıllardır benzer bir tehlikeye dikkat çekiyorum.

Türkiye’de siyaset üzerinden güç devşiren zihniyetin uzantıları maalesef ABD’de de karşımıza çıkıyor.

Siyasetçilerin isimlerini, devlet görevlileriyle çekilmiş fotoğrafları, Ankara’daki ilişkilerini veya Türkiye’deki siyasi atmosferi kullanarak Türk-Amerikan toplumunda kendilerine alan açmaya çalışanlar var.

Toplum adına konuşup kendi çevresini büyütmeye çalışanlar var.

Makamları hizmet için değil, nüfuz için kullanmak isteyenler var.

Benim Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan açık bir talebim var:

Türkiye’de başlatılan temizlik anlayışı Amerika’ya kadar uzanmalıdır.

ABD’de AK Parti’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın veya Türkiye Cumhuriyeti devletinin adını kullanarak kişisel nüfuz oluşturmaya çalışan kim varsa mercek altına alınmalıdır.

Türkiye’nin itibarı hiç kimsenin kişisel sermayesi değildir.

Türk-Amerikan toplumunun yıllardır ihtiyaç duyduğu şey; kendi çıkarları için gruplaşanlar, kendini toplumun ağası sananlar ve kişisel menfaat peşinde koşan çevreler değildir.

İhtiyacımız olan şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirliktir.

“MİLLETİN MALINA EL UZATAN KARŞISINDA BİZİ BULUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon soruşturmasıyla ilgili verdiği mesaj son derece açıktır.

Milletin hakkına, hukukuna, malına ve mülküne el uzatanlara karşı devletin gereğini yapacağını söyledi; vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumulmayacağını vurguladı.

O halde bu sözün gereği sonuna kadar yerine getirilmelidir.

Hiç kimse korunmamalıdır.

AK Parti’ye yakınmış, uzakmış bakılmamalıdır.

Bakan olmuş, milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş, iş insanı olmuş, parti yöneticisi olmuş…

Fark etmez!

Ortada suç şüphesi varsa bağımsız yargı araştırmalı; suç sabitse hesabı sorulmalıdır.

Çünkü bir siyasi hareketi asıl yıpratan, içerisinden yanlış yapan birkaç kişinin çıkması değildir.

Asıl yıkım, yanlış yapanların korunmasıyla başlar.

PEKİ ESKİ CHP’Lİ, YENİ PARTİLİ ÖZGÜR ÖZEL?

Buradan muhalefete de aynı soruları sormak gerekiyor.

AK Parti’de ortaya çıkan her iddianın üzerine gitmek muhalefetin görevidir. Hatta demokratik sistem içerisinde bunu yapmak zorundadır.

Ancak aynı ölçü CHP ve Yeni Parti için de geçerli değil midir?

Eski CHP, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e soruyorum:

Kendi partinizle ilgili ortaya atılan yolsuzluk, rüşvet ve usulsüzlük iddiaları konusunda toplumu tatmin edecek kadar açık bir hesaplaşma ortaya koyabildiniz mi?

Manavgat’ta kamuoyuna yansıyan ve günlerce konuşulan “baklava kutusu” görüntüleri ortaya çıktığında Özel başlangıçta, görüntüler gerçekse olaya karışan kişinin affedilemeyeceğini söyledi. Daha sonra ise olayın bir “kumpas” olduğunu savundu.

Dolayısıyla burada yapılması gereken, sloganlarla hüküm vermek değil, yargı sürecinin bütün gerçekleri ortaya çıkarmasını istemektir.

Ama aynı zamanda şu soruyu sormak da gazeteciliğin görevidir:

AK Parti’ye yöneltilen iddialarda gösterilen hassasiyet, CHP ve Yeni Parti içerisindeki iddialarda da aynı şekilde gösteriliyor mu?

İşte benim itirazım tam olarak buradadır.

HERKES ÖNCE KENDİ KAPISININ ÖNÜNÜ TEMİZLEMELİ

Özgür Özel AK Parti’ye hesap sorabilir.

Sormalıdır da.

Ama aynı kararlılığı kendi partisindeki isimlere karşı da göstermek zorundadır.

AK Parti’deki iddiaları gündeme getirebilir. Ama kendi içerisindeki yanlışların üzerini kapatırsa söylediklerinin toplumdaki karşılığı zayıflar.

Siyasette ahlakın tek ölçüsü budur:

“Benim hırsızım iyidir, senin hırsızın kötüdür” anlayışı olamaz.

Benim partimdeyse “komplo”, senin partindeyse “yolsuzluk” denilemez.

Benim yakınımsa sessizlik, rakibimse meydanlarda bağırmak olmaz.

Bu ülkenin insanı artık çifte standart görmek istemiyor.

AK PARTİ KILCAL DAMARLARINA KADAR TEMİZLENMELİ

AK Parti açısından bugün önünde tarihi bir fırsat vardır.

Parti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği iradeyi sonuna kadar uygulamalıdır.

AK Parti kendi kılcal damarlarına kadar temizlenmelidir.

Partinin ismini kullanarak ihale takip eden varsa ortaya çıkarılmalıdır.

Siyaseti kişisel servet kapısına çeviren varsa gönderilmelidir.

Devlet içerisindeki tanıdıkları üzerinden güç devşiren varsa önü kesilmelidir.

Cumhurbaşkanıyla, bakanlarla veya milletvekilleriyle çekilmiş fotoğrafları toplum üzerinde nüfuz aracı olarak kullananlara izin verilmemelidir.

Bu yalnızca Türkiye’de değil, ABD başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde Türkiye adına faaliyet gösteren çevreler açısından da geçerli olmalıdır.

Çünkü siyasetin etrafında oluşan menfaat halkaları zamanında temizlenmezse büyür.

Büyüdükçe partiye zarar verir.

Sonunda birkaç kişinin yaptığı yanlışın faturası milyonlarca insana kesilir.

AK Parti yaklaşık çeyrek asırdır Türkiye siyasetinin merkezinde.

Bu süreçte milyonlarca insan bu partiye oy verdi, destek verdi, emek verdi.

O insanların emeğini birkaç kişinin şahsi çıkarına teslim etmek, en büyük haksızlığı yine AK Parti seçmenine yapmak olur.

Bu nedenle fon soruşturmasının üzerine sonuna kadar gidilmesi gerekiyor.

Nitekim AK Parti yönetimi de soruşturmayla ilgili olarak karanlıkta hiçbir şey kalmaması ve yanlış yapanların hukuk önünde hesap vermesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulundu.

Toplumun beklediği de tam olarak budur:

İsim değil, gerçek ortaya çıksın.

Suçlu varsa cezasını çeksin.

Suçsuz varsa itibarı iade edilsin.

Ama hiç kimse siyasi bağlantıları nedeniyle korunmasın.

CHP’YE, YENİ PARTİ’YE, AK PARTİ’YE DE AYNI SORU

Özgür Özel’e de soruyorum.

AK Parti yöneticilerine de soruyorum.

Bütün siyasi partilere soruyorum:

Kendi içinizde yanlış yapan insanlara, rakibinizde yanlış yapanlara gösterdiğiniz tepkiyi gösterebiliyor musunuz?

Asıl sınav budur.

Çünkü demokrasi yalnızca karşı mahalledeki hırsızı yakalamak değildir.

Demokrasi, kendi mahallendeki hırsıza da kapıyı göstermektir.

Siyasetçinin ahlak sınavı, rakibinin yolsuzluğu ortaya çıktığında değil, kendi arkadaşının yolsuzluğu ortaya çıktığında başlar.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir siyasi kavga değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı büyük bir temiz siyaset seferberliğidir.

AK Parti temizlenmeli.

CHP temizlenmeli.

YENİ Parti temizlenmeli.

Belediyeler temizlenmeli.

Kamu kurumları temizlenmeli.

Siyaseti zenginleşme aracı olarak gören zihniyet hangi partideyse temizlenmeli.

ABD’de Türkiye’nin ve siyasi makamların adını kullanarak menfaat düzeni kurmaya çalışanlar varsa onların da üzerine gidilmelidir.

Çünkü milletin parası kimsenin babasının malı değildir.

Yolsuzluğun partisi olmaz.

Rüşvetin ideolojisi olmaz.

Hırsızlığın iktidarı, muhalefeti olmaz.

Ve Türkiye gerçekten temiz siyaset istiyorsa başlangıç noktası çok basittir:

Kim yaptıysa hesabını versin.

AK Partiliyse de versin.

CHP’liyse de versin.

Yeni Partiliyse de versin.

Bizdense de versin.

Onlardansa da versin.

Çünkü devletin ve siyasetin gerçek kırmızı çizgisi kişiler, partiler veya makamlar değil; milletin hakkı olmalıdır.

Yanlış yapanlar, kim olduklarına bakılmaksızın, bağımsız yargı önünde hesabını vermelidir. DONLARINA KADAR ALINMALI…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER