“Milli” söylemler, Almanya’daki milyon euroluk yatırımlar ve cevap bekleyen sorular
Türkiye siyasetinde bazı isimler vardır; yıllarca “milli irade”, “yerli ve milli”, “vatan”, “millet” ve “Türkiye sevdası” üzerinden siyaset yaparlar.
Ama gün gelir, kendi aileleriyle ilgili ortaya atılan iddialar gündeme geldiğinde, bütün bu büyük sözlerin arkasında ne olduğunu sorgularken pisliğin içersinde kaybolur laik olduğun yere gidersin.
İşte bugün Türkiye kamuoyunun önündeki en önemli sorulardan biri de budur:
Melih Gökçek ve ailesinin Almanya’daki gayrimenkul yatırımları, para transferleri ve Alman vatandaşlığı iddiası ne anlama geliyor?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Almanya’daki şirket ve gayrimenkul yatırımlarına ilişkin iddialar üzerine Melih Gökçek hakkında resen soruşturma başlattığı ve gazeteci Murat Ağırel’in soruşturma kapsamında tanık olarak ifade verdiği medyaya yansıdı. Dolayısıyla ortada artık yalnızca sosyal medya polemiği değil, hukuki makamların da inceleme konusu yaptığı bir dosya bulunmaktadır.
MİLYONLUK YATIRIMLARIN ARKASINDA NE VAR?
Gazeteci Murat Ağırel’in yaptığı araştırmalara göre Gökçek ailesinin Almanya’daki şirket ve gayrimenkul bağlantıları dikkat çekici boyutlara ulaşıyor.
Ağırel’in yayımladığı araştırmada, Melih Gökçek’in gelini Hülya Gökçek adına Almanya’da HAMAG adlı bir şirket kurulduğu, şirketin 30 bin avro sermayeyle faaliyete başladığı ve sonraki dönemde milyonlarca avroluk gayrimenkul varlığına ulaştığı öne sürülüyor. Şirketin 2024 bilançosunda yaklaşık 3 milyon 857 bin avroluk gayrimenkul varlığı bulunduğu aktarılıyor.
Düsseldorf’taki gayrimenkul yatırımıyla ilgili farklı haberlerde rakam ve daire sayısına ilişkin farklı bilgiler yer alsa da, ortak nokta şu:
Ortada milyonlarca avroluk bir gayrimenkul yatırımı iddiası var.
Üstelik bu yatırımların finansmanının nasıl sağlandığı konusunda da kamuoyunun cevap beklediği sorular bulunuyor.
Ağırel’in araştırmasında şirket bilançosunda “Bank Türkei” ifadesinin yer aldığı ve şirketin finansmanında Türkiye kaynaklı para hareketlerinin bulunduğunun öne sürüldüğü belirtiliyor.
İşte asıl soru burada başlıyor:
Bu paranın kaynağı nedir?
Türkiye’den Almanya’ya hangi yollarla gönderilmiştir?
Hangi hesaplardan çıkmıştır?
Kim göndermiştir?
Şirketin kuruluşundan sonraki finansman nasıl gerçekleşmiştir?
Ve en önemlisi:
Bu paraların tamamı vergisel ve hukuki açıdan açıklanabilir midir?
Bunların cevabını sosyal medya polemiklerinden değil, belgelerden ve hukuk makamlarının yapacağı incelemeden öğrenmek gerekir.
“VATANDAŞLIK İÇİN ALDIK” AÇIKLAMASI NEDEN DAHA BÜYÜK SORULAR DOĞURDU?
İddialar kamuoyuna yansıdıktan sonra Melih Gökçek’in açıklaması ise tartışmayı daha da büyüttü.
Gökçek’in, oğlu Ahmet Gökçek ve çocuklarının Almanya vatandaşlığı amacıyla şirket kurup gayrimenkul aldığını söylediği haberleştirildi. Ödemelerin banka transferleri ve kredi yoluyla gerçekleştirildiğini belirttiği aktarıldı.
İşte burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Türkiye’de onlarca yıl siyaset yapan, kendisini milliyetçi ve “yerli-milli” çizginin önemli isimlerinden biri olarak sunan bir siyasetçinin ailesi neden Almanya vatandaşlığı almak istiyor?
Elbette herkesin yasalara uygun şekilde başka bir ülkenin vatandaşlığına başvurması kendi tercihidir.
Ancak mesele siyasi söylem ile kişisel tercih arasındaki çelişki iddiasıdır.
Yıllarca Türkiye üzerinden siyaset yapacaksınız…
Türkiye’nin geleceğinden bahsedeceksiniz…
Millet, vatan ve milliyetçilik üzerinden oy isteyeceksiniz…
Sonra kendi aileniz için Almanya vatandaşlığını hedefleyeceksiniz.
İşte kamuoyunun sorguladığı çelişki tam olarak budur.
“TÜRKİYE’NİN SUYU MU ÇIKTI?”
Burada sorulması gereken daha açık bir soru var:
Türkiye’nin suyu mu çıktı Sayın Gökçek?
Türkiye’de yaşamaktan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan, Türkiye’de siyaset yapmaktan neden vazgeçmek istediniz?
Eğer oğlunuz Almanya’da yaşamayı, yatırım yapmayı veya vatandaşlık almayı tercih etmek tamamen kişisel bir tercihinizse, bunu açıkça söyleyin.
Ama o zaman yıllarca halka anlattığınız “yerli ve milli” siyaset anlayışını da kamuoyu sorgulamakta haklıdır.
Çünkü vatandaşın görmek istediği şey başkadır:
Söylem başka, hayat başka olmayacak.
Millete başka, aileye başka standart uygulanmayacak.
ALMANYA VATANDAŞLIĞI MESELESİNDE ÇOK ÖNEMLİ BİR AYRINTI
Burada ayrıca hukuki bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.
Bazı haberlerde Gökçek’in açıklaması, Almanya’da gayrimenkul almanın vatandaşlık için bir yol olduğu şeklinde yansıtıldı. Ancak güncel haberlerde Almanya’da yalnızca gayrimenkul satın alarak vatandaşlık elde etmeye yönelik bir sistem bulunmadığı belirtiliyor.
O halde şu soru daha da önem kazanıyor:
Gayrimenkul alımının “Alman vatandaşlığı almak” amacıyla yapıldığı ifade ediliyorsa, bu sürecin hukuki dayanağı nedir?
Vatandaşlık başvurusu hangi statü üzerinden yapılmıştır?
Gayrimenkul yatırımı bu süreçte tam olarak nasıl bir rol oynamıştır?
Hangi başvuru yapılmıştır?
Hangi şartlar yerine getirilmiştir?
Bunların açıklığa kavuşması gerekir.
Çünkü kamuoyunun kafasındaki soru işaretleri ancak belgelerle ortadan kaldırılabilir.
OĞUL NEDEN KONUŞMUYOR?
Bir başka dikkat çekici nokta ise haberlerde adı geçen Ahmet Gökçek’in kamuoyuna yönelik kapsamlı bir açıklamasının bulunmaması.
Eğer iddialar tamamen yanlışsa…
Eğer Almanya’daki şirket ve gayrimenkul işlemlerinin tamamı hukuka uygun ve şeffafsa…
Eğer Türkiye’den Almanya’ya aktarıldığı iddia edilen paraların kaynağı açık ve belgelenebilirse…
O zaman çıkıp bütün belgeleri kamuoyuyla paylaşmak neden mümkün olmasın?
“İddialar yalan” denilebilir.
“Böyle bir para transferi olmadı” denilebilir.
“Bu gayrimenkuller bizim değil” denilebilir.
“Belgeler gerçeği yansıtmıyor” denilebilir.
Ama bunların yerine tartışmanın yalnızca “vatandaşlık amacı” üzerinden açıklanması, kamuoyundaki soru işaretlerini ortadan kaldırmaya yetmiyor.
MELİH GÖKÇEK’İN SORUMLULUĞU NEREDE BAŞLIYOR?
Şunu da açıkça belirtmek gerekir:
Bir evladın yaptığı her işlem otomatik olarak babasının sorumluluğu değildir.
Ahmet Gökçek’in yaptığı bir ticari işlem varsa ve bu işlem hukuka uygunsa, sırf babası Melih Gökçek olduğu için bundan Melih Gökçek’i sorumlu tutmak doğru değildir.
Ancak…
Eğer iddia edilen para transferlerinde, şirket yapılanmasında veya gayrimenkul işlemlerinde Melih Gökçek’in doğrudan bir rolü, bilgisi, imzası, finansal bağlantısı veya başka bir dahli ortaya çıkarsa, o zaman durum tamamen değişir.
İşte o zaman mesele yalnızca “oğlumun yatırımı” olmaktan çıkar.
Bu nedenle soruşturmanın sonucunu beklemek gerekir.
“DAVA AÇACAĞIM” DEMEK SORULARI ORTADAN KALDIRMAZ
Melih Gökçek’in Murat Ağırel hakkında dava açacağını açıklaması da bu tartışmanın başka bir boyutu.
Elbette herkes kendisi hakkında yapılan yayınlara karşı hukuki yollara başvurma hakkına sahiptir.
Fakat dava açmak, kamuoyunun sorularını ortadan kaldırmaz.
Tam tersine…
Belgeler varsa ortaya konulur.
Para transferlerinin kaynağı belliyse açıklanır.
Gayrimenkul alımlarının finansmanı açıksa gösterilir.
Şirketin hesapları şeffafsa kamuoyu görür.
Böylece tartışma hakaretlerden ve siyasi polemiklerden çıkar, belge ve hukuk zeminine taşınır.
Zaten yapılması gereken de budur.
50 YILLIK SİYASETİN SONUNDA KALAN SORU
Melih Gökçek, Türk siyasetinde uzun yıllardır var olan bir isim.
Böyle uzun bir siyasi geçmişe sahip bir kişinin ailesinin yurt dışındaki serveti, şirketleri, gayrimenkulleri ve para hareketleri konusunda kamuoyunun soru sorması son derece doğaldır.
Çünkü siyasette hesap sadece sandıkta verilmez.
Siyasetçinin hayatı boyunca savunduğu değerlerle kendi yaşamındaki tercihler arasındaki tutarlılık da sorgulanır.
Benim asıl itirazım da burada.
Türkiye’de “milli” siyaset yapacaksınız.
Türkiye’nin değerlerinden söz edeceksiniz.
Milletin size güvenmesini isteyeceksiniz.
Ama aileniz için Almanya vatandaşlığı arayacaksınız.
Sonra da vatandaşlık meselesini ortaya çıkaran gazeteciye kızacaksınız.
Olmaz!
Bu ülkenin vatandaşının sormaya hakkı var:
“NEDEN ALMANYA?”
Neden Almanya?
Neden Alman vatandaşlığı?
Neden milyonlarca avroluk gayrimenkuller?
Neden Türkiye’den Almanya’ya para transferleri?
Neden şirket?
Neden bu kadar büyük yatırımlar?
Ve bütün bunların finansmanı nereden geliyor?
Bu soruların cevabı verilmeden “bizi karalıyorlar” demek meseleyi çözmez.
Ben kimsenin suçlu ilan edilmesini savunmuyorum.
Suç varsa hukuk karar verir.
Soruşturma varsa sonucunu beklemek gerekir.
İddia varsa belgeyle ortaya konulmalıdır.
Ancak gazetecilerin ortaya koyduğu belgeler ve iddialar karşısında siyasetçilerin de kamuoyuna açık, net ve ikna edici cevaplar vermesi gerekir.
Çünkü mesele yalnızca Melih Gökçek veya ailesi değildir.
Mesele, Türkiye’de yıllarca “millet”, “vatan”, “milliyetçilik” ve “yerli-milli siyaset” söylemleriyle siyaset yapan herkes için geçerli olan bir ölçüdür:
Söylediğiniz ile yaptığınız aynı mı?
Eğer aynıysa, açıklayın.
Belgeleri koyun.
Soruları cevaplayın.
Kimse de konuşmasın.
Ama cevaplanmamış sorular, açıklanmamış para hareketleri ve tartışmalı gayrimenkul işlemleri ortada dururken, gazeteciyi susturmaya çalışmak yerine “Bu paranın kaynağı nedir, bu yatırımlar nasıl yapıldı ve Almanya vatandaşlığı meselesinin gerçek hukuki dayanağı nedir?” sorularına cevap vermek gerekir.
Çünkü siyasetçinin en büyük sermayesi paradansa değil, güvendir.
Ve güven bir kez sarsıldığında, onu sloganlarla ve bazı güçleri kullanarak geri getirmek mümkün değildir.
