19 Mayıs…
Takvim yapraklarında bir tarih olmanın çok ötesinde bir anlam taşır. Çünkü o gün, yorgun bir imparatorluğun küllerinden yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir milletin kaderi değişmiştir. İşgal edilmiş limanların, susturulmuş Meclis’in, umutsuzluğa teslim edilmek istenen Anadolu’nun içinden bir irade çıkmıştır ortaya. Adı; bağımsızlıktır.
Bugün 19 Mayıs’ı sadece gençlik şölenleriyle, bayraklarla, marşlarla anmak elbette önemlidir. Ancak o günün hangi şartlarda doğduğunu anlamadan bu bayramın ruhunu kavramak mümkün değildir. Çünkü Samsun’a çıkan sadece bir paşa değildi; teslimiyet fikrine karşı direnen bir milletin son umuduydu.
Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Osmanlı Devleti fiilen parçalanıyordu. İstanbul işgal altındaydı. İngilizler Karadeniz’de özellikle Pontus faaliyetlerini bahane ederek bölgeye müdahale alanı açmaya çalışıyordu. Karadeniz’de Türk köyleri saldırıya uğruyor, çeteler faaliyet gösteriyor, devlet otoritesi giderek kayboluyordu. İşte Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gönderiliş gerekçesi de resmi olarak “asayişi sağlamak”tı.
Fakat herkesin bildiği başka bir gerçek vardı. Mustafa Kemal, artık İstanbul’dan Anadolu’ya geçen bir komutandı. Ve o yolculuk sıradan bir görev yolculuğu değildi. O, millet iradesini yeniden ayağa kaldıracak sürecin başlangıcıydı.
Peki neden Samsun?
Çünkü Karadeniz sadece coğrafi bir bölge değildi; direniş damarının attığı yerlerden biriydi. Bölgede Pontus çetelerine karşı oluşan yerel milli direniş hareketleri vardı. Giresun’dan Trabzon’a kadar birçok isim kendi imkânlarıyla mücadele veriyordu. İşte o isimlerden biri de Osman Ağa’ydı.
Topal Osman Ağa…
Bugün hâlâ hakkında sert tartışmalar yapılır. Seveni vardır, eleştireni vardır. Ancak şu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir: Milli Mücadele’nin ilk yıllarında Karadeniz’deki silahlı direnişin en etkili isimlerinden biriydi. Pontus çetelerine karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle Ankara’nın dikkatini çekmişti.
Yıllardır anlatılan popüler tarih anlatılarında Mustafa Kemal ile Osman Ağa’nın Havza’da yüz yüze görüştüğü söylenir. Hatta bazı anlatımlarda Mustafa Kemal’in ona özel talimat verdiği, mücadeleyi bizzat organize ettiği aktarılır. Fakat tarih sadece kulaktan dolma hikâyelerle yazılmaz. Belge ister, kayıt ister, tanıklık ister.
İşte tam da bu noktada tarihçi Süleyman Beyoğlu’nun Uluslararası Giresun ve Doğu Karadeniz Sempozyumu’nda sunduğu bildiri önemli bir tartışma açıyor.
Beyoğlu’nun çalışmasına göre Mustafa Kemal Paşa ile Osman Ağa’nın Havza’da yüz yüze görüştüğüne dair güçlü ve somut bir belge bulunmuyor. Mustafa Kemal’in yaveri Cevat Abbas’ın anılarında böyle bir görüşme yer almıyor. Dönemin önemli tanıklarından Fuad Zübeyiroğlu bu buluşmadan hiç söz etmiyor. Daha da dikkat çekici olanı ise Osman Ağa’nın 1922’de verdiği kapsamlı mülakatta Milli Mücadele’deki faaliyetlerini anlatırken Havza’daki böyle tarihi bir görüşmeye değinmemesi…
Bu eksiklikler, söz konusu buluşmanın gerçekten yaşanıp yaşanmadığı konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Ama şu da var…
İki isim arasında hiçbir temas olmadığı anlamına da gelmiyor bu. Tam tersine, belgeler Mustafa Kemal ile Osman Ağa arasında Amasya’dan itibaren yoğun telgraf trafiği olduğunu gösteriyor. Osman Ağa’nın Mustafa Kemal’in emrine girdiğini telgrafla bildirdiği, ilk yüz yüze görüşmenin ise Kasım 1920’de Ankara’da gerçekleştiği ifade ediliyor.
Yani mesele şu: Tarihi büyütmek için efsanelere ihtiyaç yok. Gerçekler zaten yeterince güçlü.
Çünkü 19 Mayıs’ın değeri bir otel odasında yapıldığı iddia edilen gizli görüşmelerde değil; Anadolu’nun dört bir yanında birbirinden habersiz gibi görünen insanların aynı bağımsızlık fikrinde birleşmesindeydi.
Samsun’a çıkan irade, kısa sürede Havza’ya, Amasya’ya, Erzurum’a, Sivas’a yayıldı. Ardından millet kendi kaderini kendi ellerine aldı. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü boşuna söylenmedi. Çünkü o dönem artık sarayın değil, halkın ayağa kalkma dönemiydi.
Bugün dönüp baktığımızda belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
19 Mayıs’ı gerçekten anlayabiliyor muyuz?
Yoksa onu sadece resmi törenlere sıkışmış bir tarih olarak mı görüyoruz?
Çünkü 19 Mayıs; gençlere armağan edilmiş bir bayram olmanın yanında aynı zamanda bir zihniyet meselesidir. Boyun eğmeme iradesidir. Umutsuzluk içinde bile çıkış yolu arama cesaretidir.
Bandırma Vapuru’nun Samsun’a taşıdığı şey sadece Mustafa Kemal değildi.
Bir milletin yeniden ayağa kalkma kararıydı.

YORUMLAR