Bir zamanlar siyasetçilerden nefret eden genç bir gazetecinin, Süleyman Demirel ile başlayan siyasi yolculuğu… Giresun’dan Çankaya’ya uzanan bir hatıranın, vefanın ve insan olmanın hikâyesi.
Siyaseti sevmiyordum.
Hem de hiç!
Hatta sevmemek ne kelime, siyasetten ve siyasetçilerden nefret ediyordum.
Bunun da kendime göre haklı sebepleri vardı.
CHP’li bir aileden geliyordum. Babamın siyasi düşüncesi, ailemizin yetiştiği kültür ve yaşadığımız çevre belliydi. Ancak insan bazen en büyük hayal kırıklığını, kendisine en yakın gördüğü insanlardan yaşar.
Ben de öyle yaşadım.
Özellikle rahmetli babamın, aynı siyasi çevreden bazı isimlerin baskılarına maruz kalması, gençlik yıllarımda bende derin izler bırakmıştı.
O yıllarda siyasetin insanları birleştirmekten çok ayrıştırdığına, dostlukları zedelediğine, hatta aynı düşünceyi paylaşan insanların birbirine hayatı zorlaştırabildiğine şahit olmuştum.
Çocuk aklımla değil, yaşadıklarımdan çıkardığım sonuçla siyasete mesafe koymuştum.
Kendi kendime, “Siyaset buysa benden uzak olsun!” diyordum.
O günlerde birisi çıkıp da bana, “Sen ileride bir siyasi partinin üç dönem il başkan yardımcılığını yapacaksın” deseydi, herhâlde yüzüne gülerdim.
Ama hayat böyle işte.
Bazen bir insan çıkar karşınıza, yıllardır yanlış bildiğiniz doğruları yeniden düşünmenize vesile olur.
Benim hayatımda o insan, Süleyman Demirel oldu.
Herkes ona “Baba” diyordu…
Düşünün…
Ailenizin siyasi düşüncesinden tamamen farklı bir anlayışa sahip bir insanla karşılaşıyorsunuz.
Üstelik o insan, Türkiye’nin en çok tartışılan, en çok eleştirilen, bir o kadar da sevilen siyasi liderlerinden biri.
Adı Süleyman Demirel.
Herkes ona “Baba” diyordu.
Ben de onu tanıdıkça bu hitabın yalnızca siyasi bir lakap olmadığını anlamaya başladım.
Gerçekten baba gibi adamdı.
Kendisinden emin, ne söylediğini bilen, karşısındaki insanı küçümsemeyen, halkın dilinden anlayan, konuşurken insana güven veren bir liderdi.
Süleyman Demirel’in her siyasi görüşüne katılmak zorunda değildiniz. Hatta kendisini sonuna kadar eleştirebilirdiniz.
Ama bir özelliğini kolay kolay inkâr edemezdiniz.
İnsanla bağ kurmayı biliyordu.
İşte beni etkileyen de buydu.
Giresun’da başlayan hayranlık
12 Eylül askerî darbesinin ardından siyasetten uzaklaştırılan, siyasi yasaklarla karşı karşıya kalan Süleyman Demirel’in yeniden milletle buluşmaya çalıştığı yıllardı.
Demirel, siyasi yasaklarının kaldırıldığı 6 Eylül 1987 referandumuna kadar Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde önemli bir isimdi.
turkdunyasiansiklopedisi.gov.tr+1
O dönemde Giresun’a geldiğinde genç bir gazeteci olarak kendisini takip etme fırsatım olmuştu.
Bugün bile o günlerin heyecanını hatırlıyorum.
Kalabalığın arasından insanlara seslenen, kendisini dinleyenlerle aynı dili konuşan, yaşadığı bütün siyasi sıkıntılara rağmen özgüveninden hiçbir şey kaybetmeyen bir Demirel vardı karşımda.
Ben o gün yalnızca bir siyasetçiyi izlemiyordum.
Bir insanın zorluklar karşısındaki dirayetini, inancını ve kararlılığını gözlemliyordum.
Gazetecilik insana çok şey öğretir.
İnsanları dinlemeyi, gözlemlemeyi, sözleriyle davranışlarını karşılaştırmayı…
İşte o genç gazeteci, yıllarca uzak durduğu siyasetin başka bir yüzüyle tanışıyordu.
Kendi kendime sordum:
“Siyaset gerçekten kötü bir şey mi, yoksa onu kötü yapan bazı siyasetçiler mi?”
Belki de hayatımdaki en önemli siyasi sorgulama buydu.
Ve sonunda kararımı verdim.
Ben de siyasetin içinde olmalıydım.
Mehmet Kokal ağabeyimin açtığı kapı
Rahmetli babamın en yakın arkadaşlarından biri olan sevgili Mehmet Kokal ağabeyim vardı.
Sevdiğim, saydığım, samimiyetine güvendiğim bir insandı.
Onunla yaptığımız sohbetler, siyasi meseleler üzerine değerlendirmelerimiz ve bana gösterdiği yakınlık, kararımın olgunlaşmasında önemli rol oynadı.
Mehmet Kokal ağabeyimin yönlendirmesiyle Doğru Yol Partisi Gençlik Kollarına katıldım.
İşte benim aktif siyasete ilk adımım böyle başladı.
Sonrası mı?
Yıllar süren bir siyasi yolculuk…
Gençlik kollarından başlayıp Doğru Yol Partisi’nde il başkan yardımcılığına kadar uzanan bir süreç.
Tam üç dönem il başkan yardımcılığı yaptım.
Giresun’a hizmet etmeye çalıştım.
Siyasetin güzel taraflarını da gördüm, insanı üzen yönleriyle de karşılaştım. Dostluklar kurdum, hayal kırıklıkları yaşadım, mücadele ettim.
Ancak başladığım ilk günlerde kendime verdiğim bir sözü hiçbir zaman unutmadım.
Siyaset insanı ezmek için değil, insana hizmet etmek için yapılmalıydı.
Çünkü ben siyasetin kötü yüzünü daha çocukluğumda, babamın yaşadıkları üzerinden tanımıştım.
Aynı anlayışın bir parçası olmak istemiyordum.
İslamköy’den Çankaya’ya uzanan hayat
Süleyman Demirel’i yalnızca başbakanlıklarıyla, cumhurbaşkanlığıyla veya siyasi mücadelesiyle değerlendirmek büyük eksiklik olur.
Onun hayatına nereden başladığına da bakmak gerekir.
1 Kasım 1924’te Isparta’nın İslamköy’ünde dünyaya geldi.
Ne bir sarayda doğdu ne de siyasi nüfuzuyla ön plana çıkan bir ailenin çocuğuydu.
Babası Yahya Demirel, annesi Ümmühan Demirel’di. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan, orta hâlli bir Anadolu ailesinin evladıydı. Babası köyde muhtarlık ve belediye başkanlığı da yapmıştı.
TDV İslâm Ansiklopedisi+1
Toprağın ne demek olduğunu biliyordu.
Köy hayatını, çiftçinin alın terini, Anadolu insanının beklentilerini tanıyordu.
İlkokulu köyünde okudu. Sonra Isparta ve Afyon’daki eğitim yılları geldi.
Nihayetinde İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinden mezun oldu.
Mühendislik yaptı.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne kadar yükseldi. Barajlar, sulama ve elektrifikasyon alanlarında çalıştı. Üniversitede ders verdi.
Süleyman Demirel Üniversitesi+1
Daha sonra siyasete atıldı.
Başbakan oldu.
Gitti, geldi.
Yasaklandı, mücadele etti.
Ve sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükseldi.
İslamköy’den Çankaya’ya…
Bir Anadolu çocuğunun alın teriyle, eğitimiyle, çalışmasıyla ve siyasi mücadelesiyle katettiği uzun bir yoldu bu.
Bana göre onun hikâyesinin en önemli tarafı da buydu.
Demirel, bu ülkenin imkânlarıyla yetişmiş, sonra da o ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmiş bir Anadolu evladıydı.
Kusursuz muydu? Elbette hayır!
Burada bir gerçeğin de altını çizmek isterim.
Süleyman Demirel’i sevmek, onun bütün siyasi kararlarını doğru bulmak anlamına gelmez.
Türkiye’nin çalkantılı dönemlerinde başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yaptı.
Siyasi tercihleri, kurduğu hükûmetler, rakipleriyle mücadelesi ve özellikle 28 Şubat sürecindeki tutumu bugün bile tartışılmaktadır.
Bunları yok saymak, tarihe de haksızlık olur.
Ancak bir insanı değerlendirirken yalnızca hatalarına veya siyasi tartışmalara bakmak da doğru değildir.
Demirel’i benim gözümde farklı kılan, siyaseti yalnızca makam mücadelesi olarak görmemesi, insan ilişkilerine verdiği önem ve toplumla kurabildiği bağdı.
Bazen bir köylüyle, bazen bir işçiyle, bazen bir gençle konuşurken kendisini dinletebiliyordu.
Çünkü Anadolu’nun sesini tanıyordu.
Bugün dönüp siyaset dünyasına baktığımda kendi kendime soruyorum:
Kaç siyasetçi gerçekten halkın arasından geliyor?
Kaçı sıradan bir vatandaşın derdini dinlerken onunla aynı seviyede durabiliyor?
Kaçı makamını kaybettiğinde insanlığını, siyasi gücünü kaybettiğinde dostluklarını koruyabiliyor?
Ve en önemlisi…
Kaçı siyasi rakibini düşman, kendisine oy vermeyeni hain olarak görmeden siyaset yapabiliyor?
Siyasetin asıl sınavı burada başlıyor.
Bir doğum günü, bir ömürlük vefa
Dün, 1 Kasım’dı.
Süleyman Demirel’in doğumunun 102. yıl dönümü.
Belki birçok insan hatırlamadı.
Belki günümüzün siyasi tartışmaları arasında onun adı pek anılmadı.
Ama bizler unutmadık.
Çünkü bazı insanlar vardır; hayatınızdan geçip gitmezler, hayatınızın yönünü değiştirirler.
Ben Süleyman Demirel’i tanımasaydım belki de siyasete hiç girmeyecektim.
Belki yalnızca gazeteci kimliğimle siyasi gelişmeleri izlemeye, eleştirmeye, yorumlamaya devam edecektim.
Oysa onun şahsında siyasetin farklı bir tarafını gördüm.
Siyasetin yalnızca kavga, baskı ve çıkar mücadelesinden ibaret olmadığını; doğru insanların elinde topluma hizmet etme imkânına dönüşebileceğini anladım.
Mehmet Kokal ağabeyimin rehberliğiyle de bu düşüncemi hayata geçirdim.
Bugün geriye dönüp baktığımda, Doğru Yol Partisi’nde geçirdiğim yılları, birlikte mücadele ettiğim insanları, Giresun için verdiğimiz emekleri hatırlıyorum.
Elbette eksiklerimiz olmuştur.
Belki yapamadıklarımız, yapabildiklerimizden çok daha fazladır.
Ama niyetimiz Giresun’a, memleketimize, insanımıza hizmet etmekti.
O yıllardan bana kalan en büyük kazanım ise unvanlar değil, kurduğum dostluklar ve edindiğim hayat tecrübesidir.
Bugün Türkiye’nin siyaset anlayışına baktığımda, çocukluk yıllarımda babamın yaşadıkları nedeniyle duyduğum o eski kırgınlığı zaman zaman yeniden hissediyorum.
Çünkü siyaset hâlâ insanları incitebiliyor.
Hâlâ dostluklar siyasi tercihlere kurban edilebiliyor.
Hâlâ bazıları siyaseti hizmetten çok güç ve nüfuz meselesi olarak görebiliyor.
Oysa siyaset, insanın insan olarak kalabildiği ölçüde değerlidir.
Makamlar gelip geçer.
Partiler kurulur, kapanır.
İktidarlar değişir.
Bugünün güçlü siyasetçisi yarın unutulabilir.
Ama insanların hayatına dokunanlar kolay kolay unutulmaz.
Süleyman Demirel, 17 Haziran 2015 tarihinde aramızdan ayrıldı.
T.C. Cumhurbaşkanlığı
Ardında uzun, tartışmalı ama Türkiye’nin siyasi hafızasından silinmeyecek bir hayat bıraktı.
Benim hafızamda ise her şeyden önce bir insan olarak kaldı.
Siyasetten nefret eden genç bir gazetecinin siyasete bakışını değiştiren insan…
Bir Anadolu köyünden çıkıp Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek makamına ulaşan insan…
Herkesin “Baba” dediği, benim de siyasi hayatımın başlangıcında önemli bir yeri bulunan insan…
Bugün 102. doğum yıl dönümü vesilesiyle onu bir kez daha rahmetle, saygıyla ve vefayla anıyorum.
Ve yılların ardından söylemek istediğim son söz şu:
Ben siyaseti sevmedim. Süleyman Demirel sayesinde siyasetin insana hizmet edebileceğine inandım.
Çünkü mesele hangi partiden olduğunuz değil, nasıl bir insan olduğunuzdur.
Ruhun şad olsun Baba…

YORUMLAR