Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan ÇELİK
Hasan ÇELİK

ABD`de Epstein Belgeler Açıklandı, Utanç Gizli Kaldı

ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein soruşturması kapsamında yayımladığı milyonlarca sayfalık belge, aslında yeni bir gerçeği ortaya koymadı. Bildiğimiz, hissettiğimiz, yıllardır fısıltı halinde konuşulan bir hakikati sadece resmileştirdi. Finans devlerinden teknoloji baronlarına, siyasetçilerden medya patronlarına, hatta kraliyet ailelerine uzanan karanlık bir ilişkiler ağı bir kez daha gözler önüne serildi.

Günlerdir dünya bu rezaleti konuşuyor. Ekranlar dolup taşıyor, manşetler atılıyor, yorumcular sabahlara kadar tartışıyor.

Ama asıl soru hâlâ ortada duruyor:

Konuşulan şey adalet mi, yoksa sadece kirli bir teşhir mi?

Ortaya saçılan belgeler tam anlamıyla bir ahlaki çöküş belgesi. Dünyayı yönettiğini iddia edenlerin düştüğü lağım çukurunu izliyoruz. Herkes, o çukurdan nasıl daha az kirlenerek çıkabileceğinin hesabını yapıyor. Kimse “Bu sistem nasıl böyle oldu?” diye sormuyor. Kimse bu çürümeyi mümkün kılan siyasi, ekonomik ve medya düzenini sorgulamıyor.

Trump yönetimi döneminde Adalet Bakanlığı bu belgelerin bir bölümünü yayımladı. Cumhuriyetçiler bunu bir “şeffaflık hamlesi” olarak pazarlıyor. Peki aynı Cumhuriyetçiler, Epstein yıllarca davetlerde boy gösterirken, siyaset ve iş dünyasına sınırsız erişim sağlarken neredeydi? Neden o dönemde tek bir ciddi soruşturma iradesi gösterilmedi?

Öte yandan Demokratlar… Biden yönetimi yıllar boyunca bu dosyaları kasalarda tuttu. “Hukuki süreç”, “ulusal güvenlik”, “mağdurların korunması” gibi gerekçelerle kamuoyuna tek satır açıklama yapılmadı. Bugün dahi ABD Adalet Bakanlığı, yayımlanmayan milyonlarca belgenin “korkunç” ve “iğrenç” boyutta olduğunu kabul ediyor.

O halde sormak gerekir:

Demokratlar iktidardayken bu belgeler neden açıklanmadı?

Yoksa adalet, kimin Beyaz Saray’da oturduğuna göre mi dağıtılıyor?

Gerçek şu ki bu çürüme ne Cumhuriyetçilerin ne de Demokratların tekelinde. Bu, Washington’un, Wall Street’in ve küresel elit düzenin ortak suçudur. Demokratlar susarak, Cumhuriyetçiler görmezden gelerek aynı suça ortak oldu. Biri örtbas etti, diğeri zamanında durdurmadı. Bugün ise iki taraf da yalnızca siyasi rant peşinde.

Televizyon ekranlarında rezillikler anlatılıyor ama herkes kendi mahallesine oynuyor. Trump yanlıları dosyaları Biden’a yıkmanın derdinde. Biden yanlıları ise “asıl suç Trump döneminde açığa çıktı” savunmasına sarılıyor. Gerçek ise bu iki anlatının da dışında duruyor.

Bu dosyalardan gerçek bir adalet çıkacak mı?

Bence Hayır.

Amerikan sisteminde güç sahipleri yargılanmaz. Güç dengeleri değiştiğinde sadece bazı isimler feda edilir. Bugüne kadar gördüğümüz tüm “büyük skandallar” bunun kanıtı. Birkaç sembolik kurban verilir, geri kalanlar sessizce korunur.

Asıl bedeli kim öder?

O masum çocuklar…

Hayatları geri gelmeyecek kadınlar…

Sessiz bırakılmış, korkutulmuş, susturulmuş mağdurlar…

Bu, insanlığın utanması gereken bir zaman dilimi. Koca bir ülke, insanlık tarihinin en karanlık suçlarından birine dair belgeleri yayımlıyor ama gerçekler boğuluyor. Dosyalar İran-Suriye-Venezuela üçgeninde kaybolup gidiyor. Gündem bilinçli şekilde başka coğrafyalara çekiliyor, yeni korkular üretiliyor.

Epstein dosyaları bize bir kez daha şunu gösterdi:

Dünya adaletle değil, güçle yönetiliyor.

Ve güç sahipleri için en büyük lüks, utanmamaktır.

Bu düzen değişmediği sürece, hangi parti iktidara gelirse gelsin sonuç değişmeyecek. Dosyalar açılacak, ekranlar dolacak, tartışmalar bitecek…

Ve sonunda herkes yaptığıyla kalacak.

Adalet yine kaybedecek.

Utanması gerekenler utanmayacak.

Ve dünya, bu rezaleti bir sonraki skandala kadar unutacak.

Sevgili gönül dostlarım, Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından sosyal medyada ciddi bir bilgi kirliliği oluştu. Özellikle yapay zekâ ile üretilmiş, gerçeği yansıtmayan ve bilinçli biçimde dolaşıma sokulan görseller hızla yayılıyor. Bu içeriklerin önemli bir bölümü son derece yanıltıcı ve manipülatif. Okuyucuların ve izleyicilerin, karşılaştıkları her belgeye ve görsele temkinle yaklaşması, kaynağını sorgulamadan hüküm vermemesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton ve eşi Hillary Clinton’ın Kongre’de ifade verecek

Epstein dosyaları ve etrafında dönen ahlaksızlıklarla ilgili dikkat çeken bir başka gerçek daha var:

Bu kirli düzene temas etmiş neredeyse hiçbir ünlü açık açık konuşmuyor. Herkes suskun. Herkes beklemede. Sanki ortak bir sessizlik anlaşması yapılmış gibi.

Önümüzdeki günlerde eski ABD Başkanı Bill Clinton ve eşi Hillary Clinton’ın Kongre’de ifade vereceği biliniyor. Clintonlar ile ilgili iddialar kamuoyunda konuşuluyor. Eğer bu ifadeleri gerçekleşirse, dosyanın seyrini belirleyecek kritik bir eşik olabilir. Bill Clinton’ın geçmişte Epstein’la ilişkisine dair iddialar zaten uzun süredir tartışma konusu. Trump cephesi ise bu ilişkiyi sürekli gündemde tutuyor.

Asıl soru şu:

Bill Clinton, Trump’ı açıkça suçlar mı? Barack Obama, Joe Biden ve George W. Bush hakkında açıklamalarda bulunurmU?

Yoksa bu ifade süreci de diğerleri gibi yuvarlak cümlelerle, “hatırlamıyorum”larla, hukuki manevralarla mı geçiştirilir?

Bunu zaman gösterecek.

Ama şurası net: Ünlüler, güçlü isimler, siyasetin ve iş dünyasının vitrindeki yüzleri konuşmadıkça bu dava bir arpa boyu yol alamaz. Sessizlik büyüdükçe, gerçekler daha da karanlığa gömülür. Konuşmayan her ünlü, istemese de bu ahlaksız düzenin sürmesine katkı sunmuş olur.

Epstein dosyası bir “skandal” değil; bir sistem testi.

Ve şu ana kadar bu testten geçen tek bir kişi yok. Yaptıkları tek bir şey, susmaları oldu.

Bizim ana akım medya Kudurdu? 

Bizim televizyonlar son haftalarda sabah akşam İran’a vuruyor. “Bu gece”, “yarın”, “az sonra büyük gelişme” çığlıkları… Trajik olan şu ki bu gürültü artık kimseyi şaşırtmıyor. Ekranlarda gazetecilik çoktan sahneyi terk etti; geriye sadece bir medya curcunası kaldı.

Ekranlarda tek bir soru dönüp duruyor: “ABD bu gece İran’ı vurur mu?”

Bir gece, ertesi gece, sonra gece yine vuracak… Bitmeyen bir savaş senaryosu. Hatta bir kanal muhabiri çıkıp, “Pentagon çevresindeki pizzacılar çok yoğun, park yerleri dolu; ABD büyük ihtimalle bu gece İran’ı vurabilir” dedi.

İstihbarat bu mu artık?

Pentagon analizleri pizzacı yoğunluğundan mı okunuyor?

Daha vahimi şu: Bu sözlerden sonra kimse utanmadı. Kimse “biz ne yaptık?” demedi. Çünkü ekranlarda hesap soran yok, hafıza yok, yüzleşme yok. Dün söylenen yalanlar bugün kimsenin önüne konmuyor. Yanılan değil, bağıran haklı sayılıyor.

Şimdi de aynı ekipler Suriye uzmanı. Öyle bir özgüvenle konuşuyorlar ki, sanırsınız Suriye’yi onlar kurtardı. Haritalar açılıyor, oklar çiziliyor; “şu grup burada, bu yapı şurada” diye anlatılıyor. Ama yıllarca ne söyledikleri, hangi öngörülerin çöktüğü kimsenin aklına gelmiyor.

Bu rezil ortamda kimin kime vurmasının ne önemi olacak?

Bugün İran, yarın Suriye…

Bugün Ortadoğu, yarın başka bir coğrafya…

Yetmedi, şimdi de Epstein dosyalarının uzmanı oldular.

ABD İran’a ne için vuracak?

Cevap bile aranmıyor.

Sadece katkısız, filtresiz, düşüncesiz bir füze dili konuşuluyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER