Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İbrahim KURTULUŞ
İbrahim KURTULUŞ

Wall Street Journal’ın 18 Ocak 2026 tarihli makalesine yanıt

Wall Street Journal’ın 16 Ocak 2026 tarihli, “ABD Yetkilileri, Türkiye’nin Desteklediği Suriye’nin Kürtlere Karşı Operasyonlarını Genişleteceğinden Endişeli” başlıklı makalesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kürtlere karşı operasyonlarını genişlettiği” iddiasıyla sadece analitik olarak kusurlu olmakla kalmıyor; aynı zamanda gerçeklere aykırı. Bu makale, iki tehlikeli mite dayalı bir anlatıyı yeniden üretiyor: birincisi, terörizmin yeniden markalama yoluyla aklanabileceği ve ikincisi, Türkiye’nin meşru ulusal güvenlik endişelerinin fırsatçılık olarak reddedilebileceği. Her ikisi de gerçeklikle temas ettiğinde çökmektedir.

Öncelikle, kelime seçimi önemlidir. Türkiye’nin resmi adının Türkiye Cumhuriyeti olduğunu ve bunun egemenliğinin ve kimliğinin bir parçası olduğunu anlamalıyız. Ülkeye “Türkiye” olarak atıfta bulunmak, bu diplomatik ayrımı göz ardı etmektir.

WSJ, 1975’ten beri Türkiye’nin operasyonlarının etnik bir grup olarak Kürtleri değil, PKK’yı ve şimdi de Suriye’deki uzantıları YPG/PYD’yi hedef aldığı gerçeğini göz ardı ediyor. PKK, Türkiye’de kadınlar, çocuklar, öğretmenler ve doktorlar da dahil olmak üzere 45.000’den fazla sivilin ölümünden sorumlu Marksist-Leninist bir terör örgütüdür. Üst düzey ABD yetkilileri bu konuda açıkça konuşmuşlardır. 12 Aralık 2024’te Dışişleri Bakanı Antony Blinken, PKK’yı Türkiye için “kalıcı bir tehdit” olarak nitelendirdi. Savunma Bakanı Lloyd Austin, SDG’nin PKK ile yapısal bağlantıları göz önüne alındığında Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerine dikkat çekti. Eski Büyükelçi James Jeffrey ve eski CIA yetkilisi Glenn Corn, Türkiye’nin NATO için vazgeçilmez olduğunu, YPG’nin ise olmadığını vurguladı. Eski ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack da YPG’nin PKK kökenli olduğunu kabul etti. Bunlar belirsiz Türk söylemleri değil; ABD değerlendirmeleridir. Ocak 2026’dan beri, Başkan Ahmad al-Sharaa yönetimindeki Suriye’nin yeni hükümeti Kürtlere tam vatandaşlık hakkı vermiş, Kürtçe eğitimi yasallaştırmış, ayrımcılık karşıtı yasalar çıkarmış ve Newroz’u ulusal bayram olarak tanımıştır. Bu tarihi kazanımlara rağmen, YPG/PKK, bölgesel egemenliği ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden silahlı ayrılıkçılığı tercih ederek siyasi çözümü reddediyor. WSJ’nin değerlendirmesinde bunların hiçbiri yer almıyor.

WSJ ayrıca, PKK’nın egemenliğini reddeden Kürt seslerini de görmezden geliyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani, PKK/YPG’yi “baş ağrısı” olarak nitelendirmiş ve Irak Kürt topraklarından çıkarılmalarını talep etmiştir. Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nden Abdullah Keddo, 25 Aralık 2024’te PKK bağlantılı grupların Suriye Kürt bölgelerinden çıkarılması gerektiğini belirtmiştir. PKK’nın Kürtleri temsil ettiği anlatısı, birçok Kürt tarafından reddedilmektedir.

Bu arada, 15 milyondan fazla Kürt vatandaşı Türkiye’de barış içinde yaşıyor, parlamentoda, bakanlık görevlerinde ve dışişleri teşkilatında temsil ediliyorlar. Türkiye, 1991 yılında Saddam Hüseyin’den kaçan yarım milyon Kürde sığınma sağlamış ve 2012’den beri on binlerce Suriyeli Kürt de dahil olmak üzere milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapmıştır. Eğer Ankara “Kürtlerle savaş halinde” olsaydı, defalarca oraya sığınmazlardı.

WSJ’nin incelemeyi reddettiği şey ise, Obama ve Biden yönetimleri altındaki ABD politikasının stratejik başarısızlığıdır: “DEAŞ’la mücadele” adı altında bir terör örgütünü silahlandırmak ve meşrulaştırmak. Senatör Lindsey Graham, Savunma Bakanı Carter’ı Kongre’de, adam kaçırma, zorla askere alma, etnik temizlik ve yıldırma eylemlerine karışan bir grupla ortaklık kurmanın tutarsızlığı konusunda sorgulamıştır. Bu konuda 21. yüzyılda hiçbir NATO ilişkisi, ABD-Türkiye ilişkileri kadar gereksiz yere zarar görmemiştir. PKK’nın faaliyet alanı terörizmin ötesine uzanmaktadır. Interpol, FATF ve BM kuruluşları, örgütün üç kıtada uyuşturucu, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı ve gasp ağlarını belgeledi. Türkiye’nin Kuzey Suriye’de steril bir güvenlik bölgesi kurması, İsrail de dahil olmak üzere diğer devletlerin doğal hakları olarak iddia ettikleri şeyin bir yansımasıdır: sınırların güvenliğini sağlamak. Ancak Türkiye bunu yaptığında, karalama kampanyaları başlıyor. Son 40 yılda hiçbir NATO müttefiki Türkiye’den daha fazla terör kurbanı vermemiştir.

Aynı derecede endişe verici olan ise, Türkiye’nin çıkarlarını yurt dışında savunmak için maaş alanların sessizliğidir. Ne yazık ki, bir kez daha şahit olduk ki, Türk Başkonsolosu Ahmet Yazal, Amerikan medya kuruluşları terörizmle mücadele eden bir NATO müttefikini çarpıtırken ve itibarsızlaştırırken yine sessiz kalmıştır. Diplomasi tiyatro ve selfie çekmek değildir; Organize dezenformasyon karşısında sessiz kalmak profesyonellik değil, görev ihmalidir.

Türkiye artık dedelerimizin Türkiye’si değil. NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip, Kafkaslardan Afrika’ya kadar belirleyici bir jeopolitik etkiye sahip ve ciddi analistlerin göz ardı edemeyeceği stratejik öneme sahip yükselen bir güçtür. Wall Street Journal Soğuk Savaş mitlerine sarılabilir, ancak önümüzdeki yüzyıl bunu yapmayacak.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER