Siyasette rakip olmak, birbirine düşman olmayı mı gerektirir? Bir insanın koluna girmek, onun siyasi düşüncelerini benimsediğiniz anlamına mı gelir? Yoksa biz, siyasi ayrılıkları insanlığın önüne koyacak kadar hoşgörümüzü mü kaybettik?
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 103. yıl dönümünde Anıtkabir’de yaşanan bir görüntü, Türk siyasetinin içinde bulunduğu ruh hâlini yeniden sorgulamamıza vesile oldu.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhuriyet Bayramı töreninin ardından Anıtkabir merdivenlerini kol kola indiler.
Ne bir siyasi anlaşma vardı ortada ne de ortak bir deklarasyon.
Sadece iki insan, iki siyasetçi, aynı zamanda geçmişten gelen tanışıklıkları bulunan iki isim, merdivenlerden birlikte iniyordu.
Ancak bu görüntü, İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta’yı rahatsız etmiş olmalı ki sosyal medya hesabından üç kelimelik bir tepki gösterdi:
“Bunu kabul etmiyorum.”
Görüntü de tepki de 29 Ekim günü kamuoyuna yansıdı.
Peki, kabul edilmeyen neydi?
Bir siyasi parti genel başkanının başka bir siyasi parti genel başkanına gösterdiği insani yakınlık mı?
Yoksa siyasi rakiplerin birbirlerine saygı gösterebileceği gerçeği mi?
İşte üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele budur.
SİYASET BAŞKA, İNSANLIK BAŞKADIR
Benim anlayışıma göre siyaset, fikirlerin mücadele alanıdır. İnsanların birbirlerine düşmanlık besleyecekleri bir savaş meydanı değildir.
Siyasi düşüncelerimiz farklı olabilir.
Dün aynı çatı altında siyaset yaptığımız insanlarla bugün farklı yolları tercih edebiliriz.
Birbirimizi eleştirebilir, hatta çok sert siyasi tartışmaların tarafı olabiliriz.
Ama bütün bunlar, insan olmanın gerektirdiği nezaketi ortadan kaldırmaz.
Hele ki söz konusu olan, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzurunda gerçekleştirilen bir devlet töreniyse…
Orada siyasi kimliklerden önce Cumhuriyet’e duyulan ortak saygının bulunması gerekmez mi?
Bir düşünün.
Devlet Bahçeli, Türk siyasetinin uzun yıllardır içinde bulunan, yaşı ve siyasi tecrübesi itibarıyla belirli bir konuma sahip bir isim.
Müsavat Dervişoğlu ise geçmişte aynı siyasi gelenek içerisinde bulunduğu Bahçeli ile bugün farklı görüşleri savunuyor.
İki liderin siyasi meselelerde anlaşamaması son derece doğaldır.
Ancak anlaşamamak, insani ilişkilerin tamamen koparılmasını gerektirir mi?
Bir insanın koluna girmek, onun politikalarına destek vermek değildir. Bir büyüğe saygı göstermek de siyasi teslimiyet anlamına gelmez.
Bunun adı nezakettir.
Bunun adı insanlıktır.
SİYASİ HASSASİYETİN DE BİR SINIRI OLMALI
Erhan Usta’nın siyasi hassasiyetlerini anlamak mümkündür.
İYİ Parti ile MHP arasında geçmişten gelen ayrılıklar, siyasi kırgınlıklar ve ciddi görüş farklılıkları bulunmaktadır.
Özellikle Türkiye’nin son dönemde tartıştığı siyasi konular üzerinde iki partinin yaklaşımları birbirinden ayrılmaktadır.
Dolayısıyla bir milletvekilinin, genel başkanının siyasi rakibiyle verdiği görüntüyü kendi siyasi ilkeleri açısından sorgulaması demokratik hakkıdır.
Ancak siyasi hassasiyet ile insani nezaket arasında bir ayrım yapabilmek de önemlidir.
Hassasiyet, insanı ilkeli kılar.
Fakat her insani davranışı siyasi sadakat testine dönüştürmek, toplumsal ilişkileri gereksiz yere zorlaştırır.
Bugün bir siyasetçinin rakibine selam vermesinden, elini sıkmasından, aynı masada oturmasından, hatta cenazesinde bulunmasından siyasi anlamlar çıkarmaya başlarsak yarın nasıl bir toplum hâline geliriz?
Birbirine selam vermeyen komşuların, farklı siyasi görüşleri nedeniyle konuşmayan kardeşlerin, bayramlarda aynı sofraya oturamayan akrabaların çoğaldığı bir Türkiye mi istiyoruz?
Siyasetin toplumu bu noktaya taşımasına izin vermemeliyiz.
Çünkü siyaset gelip geçer.
Partiler kurulur, bölünür, birleşir.
Genel başkanlar değişir.
Milletvekilleri seçilir, görev sürelerini tamamlar.
Ama geriye insanın karakteri, davranışı ve bıraktığı hatıralar kalır.
ANADOLU’NUN TERBİYESİNDE BU YOKTUR
Bizim yetiştiğimiz kültürde büyüklerin bir yeri vardır.
Giresun’un köylerinde, mahallelerinde, yaylalarında bunu yaşayarak öğrendik.
Siyasi görüşünü beğenmediğiniz bir büyüğünüz kahvehaneye girdiğinde ayağa kalkar, yer gösterirsiniz.
Düğünde karşılaşırsanız elini sıkarsınız.
Cenazesinde tabutuna omuz verirsiniz.
Bayram sabahı kapısını çalıp hâlini hatırını sorarsınız.
Kimse de size, “Sen bu insanla aynı siyasi görüşte değilsin, neden elini sıktın?” diye hesap sormaz.
Çünkü bizim kültürümüzde insani münasebetler, siyasi ayrılıkların üzerinde tutulur.
Hatırlıyorum da geçmiş yıllarda siyasetin en hararetli dönemlerinde bile birbirine zıt görüşleri savunan insanların aynı kahvehanede oturabildiği, tartışmalarını tamamladıktan sonra birbirlerine çay ısmarlayabildiği zamanlar vardı.
Elbette geçmişte de ağır siyasi çatışmalar yaşandı. O günleri bütünüyle hoşgörü dönemi olarak anlatmak doğru olmaz.
Ancak yaşatmamız gereken güzel bir gelenek vardı:
Fikre karşı çıkarken insana duyulan saygıyı kaybetmemek.
Bugün siyasetin en fazla ihtiyaç duyduğu değerlerden biri de budur.
BİR KOL KOLA YÜRÜYÜŞTEN NE ÇIKAR?
Olayın ardından Müsavat Dervişoğlu’nun yaptığı açıklama da meselenin insani boyutunu ortaya koyuyordu.
Dervişoğlu, insani ilişkilerin dahi siyasette tartışma konusu yapılabildiğine dikkat çekerek, siyasi sorumluluk taşımasının karakterini değiştirmesini gerektirmediğini ifade etti.
Üzerinde düşünülmesi gereken bir yaklaşım.
Siyasette farklı düşünmek başka, kişisel ilişkilerde medeni davranabilmek başka bir şeydir.
Bu iki kavramı birbirine karıştırdığımızda, siyasi rekabeti toplumsal kutuplaşmaya dönüştürme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.
Üstelik siyasi liderlerin topluma örnek olma sorumluluğu vardır.
Birbirlerine karşı en sert eleştirileri yönelten insanların gerektiğinde medeni bir ilişki kurabildiklerini görmek, siyasetin yalnızca kavga ve çatışmadan ibaret olmadığını hatırlatabilir.
Bu, eleştirilerin sona erdiği anlamına gelmez.
Siyasi ilkelerden vazgeçildiğini de göstermez.
Ertesi gün yine Meclis kürsüsünde birbirlerinin politikalarına karşı çıkabilirler.
Yine sert tartışmalar yaşanabilir.
Demokrasinin doğasında bunlar vardır.
Ancak demokrasinin doğasında bulunması gereken bir başka değer daha vardır:
Rakibinin de insan olduğunu unutmamak.
NEZAKET ZAYIFLIK DEĞİL, ERDEMDİR
Biz bazen siyaseti öylesine keskin sınırlarla tanımlıyoruz ki karşı taraftan bir insanla yan yana gelmeyi bile neredeyse siyasi suç sayıyoruz.
Oysa nezaket göstermek insanı küçültmez.
Saygılı davranmak siyasi kimliği zayıflatmaz.
Yardım etmek, destek olmak, bir büyüğün koluna girmek veya düşmek üzere olan bir insanı tutmak için önce onun hangi partiye mensup olduğunu sormayız.
Sormamalıyız da.
Burada Erhan Usta’nın itirazını dile getirme hakkını da yok saymıyorum.
Elbette düşüncesini açıklayacaktır.
Elbette siyasi kaygılarını paylaşacaktır.
Ama aynı hoşgörünün, farklı bir insani davranış sergileyen kendi genel başkanına da gösterilmesi gerekmez mi?
Bir davranışın siyasi sonuçları tartışılabilir. Fakat o davranışı yalnızca siyasi aidiyet üzerinden değerlendirmek, insanlığın ortak değerlerini ikinci plana itmemelidir.
İnsan olmanın erdemi biraz da burada başlar.
Kendi doğrularımızdan vazgeçmeden başkasının varlığına, düşüncesine ve insanlığına saygı gösterebilmekte…
ASIL MESELE ÜÇ KELİME DEĞİL
Erhan Usta’nın “Bunu kabul etmiyorum” sözleri belki birkaç gün konuşulacak, ardından siyasetin yoğun gündemi içerisinde unutulacaktır.
Ancak bu tartışmanın ortaya çıkardığı soru kolay kolay unutulmamalıdır:
Biz nasıl bir siyasi kültür istiyoruz?
Birbirine tahammül edemeyen, karşılaştığında yüzünü çeviren, selamlaşmayı bile siyasi taviz sayan insanların oluşturduğu bir siyaset mi?
Yoksa bütün görüş ayrılıklarına rağmen birbirlerine saygı gösterebilen insanların temsil ettiği bir demokrasi mi?
Ben siyasi ayrılıkların insani ilişkileri ortadan kaldırmaması gerektiğine inanıyorum.
Devlet Bahçeli ile Müsavat Dervişoğlu’nun Anıtkabir merdivenlerini kol kola inmeleri üzerinden siyasi yakınlaşma yorumları yapılabilir. Bu, siyasetin kendi gündemidir.
Ancak gördüğümüz insani davranışı da olduğu gibi değerlendirebilmeliyiz.
Siyasetçilerin birbirlerine karşı nezaket göstermesi, toplumun kaybettiği hoşgörüyü yeniden hatırlamasına vesile olabilir.
Unutmayalım…
Bir insanın siyasi görüşünü benimsemek zorunda değiliz.
Düşüncelerini onaylamak zorunda da değiliz.
Ama insanlığına saygı göstermek, medeni bir toplumun vazgeçilmez şartıdır.
Çünkü siyasette ilkeli olmakla insani davranmak birbirinin alternatifi değildir.
Ve son sözüm şu:
Bir insanın koluna girmek için aynı partiden olmak gerekmez. İnsan olmak yeterlidir.

YORUMLAR