Hasan Çelik/New York
New York’ta son dönemde artan Müslüman karşıtı nefret olayları ve helal gıdaya erişimde yaşanan yapısal sorunlar, kent yönetimini harekete geçirdi. Julie Menin öncülüğünde Belediye Binası’nda düzenlenen toplantıda, Müslüman topluluk liderleri ile şehir yöneticileri bir araya gelerek hem güvenlik hem de eşit hizmetlere erişim konularını masaya yatırdı.
Toplantı, yalnızca bir kriz anı refleksi değil; aynı zamanda Ramazan ve bayram dönemine girilirken artan görünürlükle birlikte yükselen risklere karşı somut bir yol haritası oluşturma çabasıydı. Nitekim, İslamofobi yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı kalmıyor; kamusal hizmetlere erişimde, eğitimde, iş hayatında ve hatta gıda güvenliğinde dahi kendisini gösteren çok katmanlı bir ayrımcılık biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu kapsamda, AAANY İcra Direktörü Marwa Janini, özellikle Ramazan ve Kurban Bayramı dönemlerinde camiler, kültür merkezleri ve Müslüman işletmeler için daha güçlü güvenlik protokollerinin hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Janini, görünürlüğün arttığı bu dönemlerin aynı zamanda kırılganlıkları da beraberinde getirdiğine dikkat çekerek, şehir yönetiminin koruma ve önleme politikalarını hızla güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.
Toplantıda ayrıca helal gıdaya erişim konusu da önemli bir başlık olarak öne çıktı. Okullar, hastaneler ve kamu kurumlarında helal seçeneklerin yetersizliği, Müslüman ailelerin günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir sorun olarak gündeme taşındı. Bu alanda yapılacak düzenlemelerin, sadece dini özgürlükler açısından değil, aynı zamanda eşit yurttaşlık ilkesi bakımından da kritik olduğu ifade edildi.

“Nefrete Karşı Ortaklar – PATH Forward” çatısı altında yürütülen çalışmalar da toplantının dikkat çeken başlıklarından biriydi. Son bir yıl içinde 2 binden fazla kişiye nefret suçlarını tanıma, müdahale etme ve topluluk güvenliği oluşturma konularında eğitim verildi. Atölyeler, öz savunma programları ve kriz hazırlık oturumları ile yürütülen bu çalışmalar, sembolik bir dayanışmanın ötesinde, sahada karşılığı olan somut bir koruma hattı oluşturmayı hedefliyor.
Toplantıya katılan bir diğer önemli isim olan Shahana Hanif ise, kültürel açıdan yetkin kamu hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve nefret suçlarına karşı hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi konusunda belediyenin kararlılığını yineledi.
Sonuç olarak New York’ta verilen mesaj netti: Müslüman toplumun güvenliği ve eşit haklara erişimi bir lütuf değil, temel bir yurttaşlık hakkıdır. Belediyenin, sivil toplumun ve topluluk liderlerinin ortak irade ortaya koyduğu bu süreç, sadece bugünün sorunlarına değil, yarının daha adil şehir vizyonuna da yön veriyor.
Bu şehirde herkesin inancını özgürce yaşayabildiği, güven içinde ibadet edebildiği ve sofraya oturduğunda inancına uygun gıdaya ulaşabildiği bir düzen kurulmadıkça, “çoğulculuk” söylemi eksik kalmaya mahkûmdur.
