2026 Dünya Kupası’nın Amerika’da oynanacak olması, bir zamanlar “küresel bir futbol şöleni” olarak pazarlanıyordu. Bugün gelinen noktada ise sahadaki futbol değil, havaalanlarındaki sorgular, ICE operasyonları ve seyahat korkusu konuşuluyor. Binlerce taraftarın biletlerini iptal etmesi tesadüf değil; bu, ABD’de giderek derinleşen korku ikliminin dışa vuruması.
Uluslararası medyada çıkan haberlere göre yaklaşık 17 bin kişinin Dünya Kupası biletlerini iptal etmesi FIFA için bir istatistik olabilir. Ama bu sayı, aslında çok daha büyük bir sorunun işaret fişeği:
Amerika artık güven duygusu ihraç edemiyor.
Futbolun Yerini Korku Aldığında
Avrupa’dan, Afrika’dan, Asya’dan, Latin Amerika’dan gelen taraftarlar şunu söylüyor:
“Biz futbola gelmek istiyoruz, sorguya değil.”
ICE videoları sosyal medyada dolaşıyor. Trafikte durdurulan araçlar, pasaportunu ön cama koyarak araba kullanan insanlar, vatandaş olduğu halde gözaltına alınanlar… Bunlar bir distopya filmi sahnesi değil; bugünün Amerika’sı.
Dünya Kupası gibi milyarlarca insanın izlediği bir organizasyonun ev sahibi ülkesi, insanlara ‘gel ama korkarak gel’ mesajı veriyorsa, burada futbol konuşulmaz. Burada siyaset, güç ve baskı konuşulur.
Boykot Bir Spor Tepkisi Değil, Vicdani Bir Tavır
Bu nedenle iptaller ekonomik değil, ahlaki.
Bu bir “bilet pahalı” meselesi değil.
Bu bir “uçak korkusu” da değil.
Bu, “Ben çocuğumla Amerika’ya gelirken acaba geri döner miyim?” sorusunun cevapsız kalmasıdır.
#BoykotDünyaKupası etiketiyle yapılan çağrılar, klasik sosyal medya öfkesi değil. Sessiz kalmak yerine iptal eden, iptalini paylaşan ve bunu bilinçli bir protestoya dönüştüren bir kitle var. Bu da FIFA’nın asıl korkusu.
Amerika`daki olayalar ve Kırılma Anı
Minneapolis’te yaşanan ICE operasyonunda ABD vatandaşı bir annenin öldürülmesi, bu korkunun sembol anlarından biri oldu. O andan sonra mesele futbol olmaktan çıktı.
“Kanlı futbol izlenmez” cümlesi, birçok ülkede yankı buldu.
Dünya Kupası’nın ruhu; barış, birlik ve ortak sevinçtir.
Ama bugün Amerika, askeri operasyonlarla, tehdit diliyle ve sert göç politikalarıyla anılıyor.
FIFA Nerede Duruyor?
Asıl soru şu: FIFA bu tabloya rağmen neden susuyor?
FIFA Başkanı Infantino’nun Trump’a övgüleri hâlâ hafızalarda. Sporun siyasallaşmasına itiraz edenlere rağmen FIFA, tarafsızlık maskesini çoktan düşürdü.
Bugün 17 bin bilet iptali konuşuluyor.
Yarın 170 bin olursa ne olacak?
FIFA’nın acil toplantıları sorunu çözmez. Çünkü mesele organizasyon değil, algı. Ve algı çoktan kırıldı.
2026 Dünya Kupası, futbolun değil;
ABD’deki korku ikliminin vitrini olma riski taşıyor.
Eğer insanlar futbol için değil, sorgu için geliyorsa;
Eğer pasaport ön cama konularak araba kullanılıyorsa;
Eğer vatandaş bile kendini güvende hissetmiyorsa…
O turnuvanın adı Dünya Kupası değil, Korku Kupası olur.
Ve tarihe de böyle geçer.
Dünya Kupası mı, Vize Duvarı mı? Dünya Kupası’nı kazanan değil; kaybeden Amerika olur.
Amerika Birleşik Devletleri bir yandan futbol da “dünyanın merkezi” olma iddiasını sürdürürken, diğer yandan dünyayı dışlayan kararlarla kendi ayağına kurşun sıkmaya devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın 75 ülkeye yönelik vize yasağı kararı, sadece diplomatik krizlere değil, küresel sporun en büyük organizasyonlarından biri olan Dünya Kupası’na da gölge düşürmüş durumda.
Bu 75 ülke arasında 15’inin 2026 Dünya Kupası’na katılacak ülkeler arasında yer alması, meselenin artık bir iç politika hamlesi olmaktan çıktığını açıkça gösteriyor. Futbolun evrensel dili, Washington’daki siyasi duvarlara çarpıyor.
Bugün gelinen noktada, çok sayıda ülkenin ve futbol federasyonunun Dünya Kupası’nın ABD’de oynanmaması için FIFA nezdinde girişimlere başladığı konuşuluyor. “Dünya Kupası iptal edilsin” çağrıları, kulağa radikal gelse de arkasında güçlü bir gerekçe var: Eşitlik ve erişim.
Bir spor organizasyonu düşünün… Oyuncular sahaya çıkabiliyor ama taraftarlar vize alamıyor. Gazeteciler turnuvayı izleyemiyor. Federasyon yöneticileri ülkelerine geri dönememe korkusu yaşıyor. Bu tablo, Dünya Kupası’nın ruhuyla ne kadar örtüşüyor?
Trump yönetiminin göç ve vize politikaları uzun süredir tartışmalıydı. Ancak bu kez mesele, sadece göçmenler ya da belirli ülkeler değil; küresel bir organizasyonun meşruiyeti söz konusu. Dünya Kupası, sınırların değil sahaların konuştuğu bir turnuva olmalıydı. Bugün ise sınır kapıları, stadyumlardan daha çok gündemde.
Önümüzdeki günlerde FIFA Başkanı’nın Beyaz Saray’da Trump yönetimiyle bir görüşme yapmasının beklendiği belirtiliyor. Bu görüşme, sadece turnuvanın kaderini değil, FIFA’nın siyasi baskılar karşısındaki duruşunu da belirleyecek. FIFA ya “tarafsız spor” söyleminin arkasında duracak ya da büyük güçlerin politik ajandalarına bir kez daha boyun eğecek.
Asıl soru şu:
Dünya Kupası, Trump’ın iç siyaset malzemesi haline mi getirilecek, yoksa evrensel değerlerini koruyabilecek mi?
ABD, “özgürlükler ülkesi” iddiasını sürdürmek istiyorsa, bunu vize kuyruklarında, konsolosluk kapılarında ve havalimanlarında da göstermek zorunda. Aksi halde 2026 Dünya Kupası, futbol tarihine “oynanamayan turnuva” olarak geçebilir.
Ve belki de ilk kez, Dünya Kupası’nı kazanan değil; kaybeden Amerika olur.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın vize ve göç politikalarının, Şubat ayında başlayacak olan MLS Ligi karşılaşmalarını da olumsuz yönde etkilemesi bekleniyor. Sertleşen vize uygulamaları ve göçmenlere yönelik kısıtlamalar nedeniyle, ABD’de stadyumları dolduran yabancı taraftarların bu süreçten doğrudan etkilendiği belirtiliyor. Spor çevreleri, özellikle yabancı izleyici kitlesine sahip MLS maçlarında tribün doluluk oranlarının düşebileceğine dikkat çekiyor

YORUMLAR