Bazen insan yorulur. Gürültüden değil sadece… Anlaşılmamaktan, anlatamamaktan, yetişememekten yorulur. Sokaklar kalabalık, ekranlar parlak, sesler yüksek ama insanın içi sessizdir. İşte tam o anda bir kaçış arar insan.
Ama bu kaçış bir bavul hazırlayıp uzaklara gitmek değildir çoğu zaman. Çünkü insan nereye giderse gitsin, kendini de yanında taşır.
İşte bu yüzden bazı kaçışlar fiziksel değil, ruhsaldır. Ve o kaçışın en güvenli limanı kitapların arasında saklıdır.
Bir kitap açarsınız…
Ve aslında bir kapı aralarsınız. O kapının ardında bambaşka hayatlar, bambaşka acılar, bambaşka umutlar vardır. Kimi zaman bir kahramanın omzunda yürürsünüz, kimi zaman bir yazarın kalbinde atarsınız.
En önemlisi de şudur: Orada yalnız değilsinizdir.
Çünkü kitaplar size şunu fısıldar:
“Senin hissettiklerini senden önce hissedenler oldu.”
İşte bu yüzden kitaplara sığınmak bir kaçış değil, bir çeşit iyileşmedir.
Kitaplara sığınan insan aslında hayattan kaçmaz. Tam tersine, hayatı anlamaya çalışır. Çünkü gerçek dünya çoğu zaman hızlıdır, acımasızdır ve yüzeyseldir. Ama kitaplar durur… Anlatır… Düşündürür…
Bir paragrafın içinde saatler geçirirsiniz. Bir cümle zihninize kazınır, günlerce sizinle yaşar.
Ve bir gün fark edersiniz ki; kaçtığınızı sandığınız yer, aslında kendinizi bulduğunuz yerdir.
Evet…
Eğer bir kaçış arıyorsanız, kitaplara sığının.
Çünkü bu dünyada herkes sizi yarı yolda bırakabilir. İnsanlar değişir, sözler unutulur, yollar ayrılır…
Ama bir kitap?
O sizi asla yarı yolda bırakmaz.
Kaldığınız sayfadan devam eder.
Sizi bekler.
Sizi anlar.
Ve belki de en önemlisi…
Size kendinizi yeniden hatırlatır.

YORUMLAR